Lafı fazla uzatmak istemiyorum zira yaşadıklarımdan sonra giriş-gelişme-sonuç yazacak bir durumda
değilim.
En sıradan görüşme için bile bir yerlere giderken takım
elbise giyersiniz değil mi ? Takım elbiseyi de geçtim hiç değilse bir tıraş
olursunuz muhtemelen (!)
Peki iş görüşmesine takım elbisesiz ve sakal tıraşı olmadan
giderseniz neler olur? Üstelik bunu yapan eğitim görmüş üniversite bitirmiş bir
insan evladı olursa neler düşünürsünüz ?
Daha da vahimi takım elbisesiz ve tıraşsız gelen kişiler
Mühendislik Fakültesi mezunu olan kişiler olursa iyice çılgına dönersiniz
Bu kişiler hiç mi iş görüşmesine nasıl gidilir bilmiyorlar
ya da hiç mi araştırmadılar ? Bu kişilerin etrafında iş görüşmesine öyle
gidilir mi diye uyaran kimse yok mu?
Beton sektöründe yer aldığımdan ötürü daha çok mavi yakalı
personelle muhatap oluyorum.Birçoğunun eğitim düzeyi düşük durumda.Onlardan görüşmeye takım elbiseyle gelmesini
beklemiyoruz tabi ki.Ama onlardan da birçoğu kılığına kıyafetine dikkat ederek
geliyorlar.
Hal böyle iken üniversite bitirmiş Mühendis unvanını almış
kişilerin bu şekilde davranması gerçekten düşündürüyor.Ondan sonra diyoruz ki
üniversite mezunu kişiler iş bulamıyor,boşta geziyorlar.
Çeşitli bloglarda üniversite mezunlarının mülakat sırasında
yaptığı hataları okurken bu kadarını da yapmazlar ‘’diyordum ama gerçekten
uyarı yazıları yazacak kadar varmış.
Görüşmeye gelen 4 adayın hiç biri takım elbise giyinmemiş.2
tanesi ise tıraş olmadan görüşmelere gelmişti
Bu satırları ilk günkü görüşmeler sırasında
yazmıştım.Görüşmeleri yapan ben değildim ancak görüşmeye gelen adayları
görüyordum.Ve kendi aramızda
değerlendirmeler yapıyorduk
‘’Niye tıraş olmamış,niye takım elbise giymemiş ‘’ sorularına
kafa yoruyorduk.
Ancak ikinci gün işler değişti ve beklediğimiz adaylar
gelmeye başladı.Ve o adayları görünce aradaki farkı çok iyi
anlıyorsunuz.Kendisine ve işine önem veren insanların farkına varıyorsunuz.
Her şey takım elbise ile bitmiyor tabi ki.Görüşmeye gelen
her takım elbiseliyi alacak değilsiniz ancak dış görünüşün etkili olduğu da göz
ardı edilemez.Kendisine önem veren adaylar bir adım öne geçmiş durumda şu an
Ve bende diğer bloglarda olduğu gibi buradan iş görüşmesine
gidecek olan arkadaşları bir kez daha uyarmak istiyorum.Sizler için önemli olan
ve geleceğinizi şekillendirecek olan görüşmelere lütfen hazırlıklı
gelin.Kendinize önem verin ve iş görüşmelerine nasıl gidilmesi gerekiyorsa o
şekilde gidin.
İnternetin son yıllarda gelişmesiyle birlikte internet
siteleri de aynı hızda gelişmeye başladı. Çeşitli sitelerin açılmasıyla
birlikte sosyal medya denilen kavram ortaya çıktı. Facebook, Twitter,
İnstagram, Foursquare, Linkedin vb. başta olmak üzere ardı ardına açılan yeni
internet siteleriyle birlikte sosyal medya oldukça rağbet görmektedir.
Sosyal medyanın gelişmesi hem olumlu hem de olumsuz olarak etkilemiştir.
Başlıkta olduğu gibi sosyal medyada vezir de olabilirsiniz rezil de olabilirsiniz.
Bu yazımda sosyal medyanın olumlu ve olumsuz taraflarından bahsetmek istiyorum.
Öncelikle olumsuz yanlarına bakalım ve örnekler verelim:
Sosyal medya gerçek hayatta ulaşamayacağımız kişilere
rahatlıkla ulaşmamızı sağlıyor. Bu olumlu bir durum olarak gözükebilir ancak bu
kadar rahat ulaşmak kişilerin aklına geleni rahatlıkla yazmasına ve hakaret
içeren sözler söyleyerek kişilik haklarına saldırmasına neden olabiliyor.
Herhangi bir olay olduğunda o kişiyle alakalı bütün bilgiler
anında gözler önüne seriliyor. Ne iş yaptığı, nerede yaşadığı, evinin adresine
varana kadar bilgilere anında ulaşabiliyor insanlar. Hatta o kişinin yer aldığı
fotoğraflar elden ele dolaşıyor. Bu durum herkesin başına gelebilir. Bir
bakmışsınız kimse görmez dediğiniz bilgileriniz, fotoğraflarınız internet
ortamında elden ele dolaşıyor.
Sosyal medyanın
olumsuz yönlerinden birisi de kişilerin söylemediği sözlerin söylenmiş gibi
İnternet sayfaları arasında dolaşmasıdır. Bu tuzağa maalesef hepimiz düşüyoruz.
A kişisi B kişisi kim olduğu fark etmez kişilerin söylemediği sözler söylenmiş,
yapmadığı hareketler yapılmış gibi gösteriliyor. Burada Necati Şaşmaz’ın nam-ı
diğer Polat Alemdar’ın kulaklarını çınlatmak lazım: Bizim bilgi
dezenformasyonlarımız var (Bkz. Gezi Parkı
açıklamaları) J
Bu durum Gezi Parkı olaylarında çok yaşandı.Olaylar
sırasında televizyon kanalları belgesel yayınlarken veya görmezden gelirken
sosyal medyada farklı bilgiler yer alıyordu.Anlık bilgi akışında her gelen
habere doğruymuş gibi davranıyorduk
Mesela Asya yakasında oturan binlerce insanın köprüden
yürüyüşe geçip Taksim’e doğru yürüdüğü haberleri yayılmış ve kalabalık grubun
yürüyüş yaptığını gösteren resimler paylaşılmıştı.Aslında gerçeğin öyle
olmadığı sonradan anlaşıldı.Avrasya Maratonunda çekilmiş görüntüler farklı
amaçlar için kullanılmış oldu.
Bunun tam tersi bir olay da Gezi olaylarında vefat eden
Ethem Sarısülük’ün fotoğraflarının iğrenç bir yalanla süslenerek sosyal medyada
yer almasıdır.Daha öncesinde karakol yapımında çalışan ve orada asker
üniformasıyla çekilmiş fotoğrafları terörist kampında çekilmiş gibi lanse
edildi sosyal medyada.
İnternette yazdığı mesajlar nedeniyle insanlar hakkında linç
kampanyaları düzenleniyor. En son THY’de çalışan üst düzey bir yöneticinin
attığı tweetler yüzünden hakkında linç kampanyaları düzenlendi hatta o kişinin
işten atılması hakkında twitter’da başlıklar açıldı.Daha sonradan o kişinin
kınama cezası aldığı ortaya çıktı
Sosyal Medya olumlu kullanılırsa insan hayatını çok fazla
kolaylaştırabiliyor:
Bu duruma örnek olarak bizlerin açmış olduğu blog
sayfalarını söyleyebiliriz. Düşüncelerimizi ve tecrübelerimizi blog
sayfalarında paylaşarak sosyal medyayı olumlu yönde kullanmış oluyoruz. Bazı
arkadaşlarımızın ise bloglarının adıyla açmış olduğu Facebook başta olmak üzere
çeşitli sosyal medya sitelerinde sayfaları bulunmaktadır.
Sosyal Medyanın İK
olarak bizi ilgilendiren olumlu taraflarından birisi de bulunamadığımız
organizasyonlarda yaşanan durumlar hakkında bilgi sahibi olabilmemizdir.
Bu nasıl oluyor?
Orada bulunan kişilerin sosyal medyada gerçekleştirdiği
paylaşımlar sayesinde. Geçtiğimiz dönemlerde çeşitli İK Kongre ve
toplantılarına katılan arkadaşlarımızın attığı tweetler sayesinde orada
bulunmasak da neler olduğu, neler söylendiğini öğrenebiliyoruz. Kongreyi
düzenleyenler de sosyal medyanın gücünü bildiği için İK Blog yazarlarını bu tür
organizasyonlara devamlı davet etmektedir.
Sosyal Medya sayesinde birçok insan iş sahibi olabiliyor.
Şirketler yeni nesle ulaşmak için ilanlarını Facebook, Twitter, Linkedin gibi
sosyal medya sitelerinde yayınlamaya başladılar.
Bu durumun tam tersi şekilde iş arayan adaylar da iş
bulabilmek için sosyal medyayı aktif kullanarak kendilerini gösterme fırsatı bulabiliyorlar.
Buna en güzel örnek iş arayışında olan ve bunun için internet sayfası
tasarlayan Ezgi Erdoğan -http://www.isariyorumamabulamiyorum.com/
adlı sitesiyle olmuştur.Sosyal medyayı kullanarak İş arayan
birçok aday arasında kendine avantaj yaratarak bir adım öne geçmiştir.Kendi
tasarladığı öz geçmişini Twitter’da paylaşan kişiler bile mevcut.
Sosyal Medya’nın İK açısından bir başka faydası ise adaylar
hakkında bilgi sahibi olmasına yardımcı olmasıdır. Ben bu duruma karşı olsam da
günümüzde işe alım kararlarında adayların sosyal medyada yapmış olduğu paylaşımlar
önemli rol oynuyor.
Sosyal medyanın olumlu yanlarına dair bir başka örnek Youtube
sayesinde ünlü olan kişilerdir. Bu kişiler amatör olarak çektikleri videoları
youtube’a yükleyerek sesini duyurmaya çalışıyor. Şans bazen yanlarında oluyor
ve birden kendilerini müzik dünyasında bulabiliyorlar. Tıpkı Sefa Topsakal gibi.
Sınıfta amatör bir şekilde söylemiş olduğu şarkının
görüntüleri
Burada ise keşfedilip albüm çıkardıktan sonra çekilen klibi:(ilk video da olduğu gibi sınıfta başlıyor)
Her ne kadar sosyal medyada bilgi kirliliği var desek de
haber kanallarının göstermediği bazı haberler hakkında bilgileri sosyal
medyadan almak zorunda kalıyoruz.
Sosyal Medyayı hangi amaç için kullandığımız oldukça önemli.
Bulunduğumuz yerden bütün dünyaya ulaşmamız mümkünken bu durumu gelişimimiz
için değerlendirmemiz bizlerin yararına olacaktır.Onun için sosyal medyayı
olumlu şekilde kullanmalıyız.Rezil olmak yerine vezir olmaya çalışmalıyız.
Yeni yılın ilk gününde,ilk saatinde ve yeni yılın ilk
yazısıyla karşınızdayız.Bu yazıya yeni yılınızı kutlayarak başlamak
istiyorum.2014 yılında kafanızın içinden geçen ve olmasını istediğiniz bütün
düşüncelerin gerçekleşmesini diliyorum.Dileklerinizin gerçekleştiği bir yıl
olsun
2014’ün ilk yazısı nedir diye merak ediyorsanız tabi ki yılın
son gününde açıklanan Asgari Ücrettir. Asgari Ücret ,birçok çalışanı ve onların
ailesini ilgilendiren bir konudur.Ülkemizde asgari ücretle çalışan milyonlarca
insan bulunmaktadır ve onların gözü kulağı her yıl sonu açıklanacak asgari
ücret artışlarındadır. 2014 yılına girmeden yeni yılda geçerli olan asgari ücret
değerleri açıklandı.O ücretlere geçmeden önce şunu sorgulamak istiyorum.
Asgari ücretle gerçekten geçinilebilir mi ? Geçinilirse
nasıl bir hayat standardı sağlanmış olur hem çalışan hem de ailesi için ?
Üstelik asgari ücrete sahip bir bireyden 3 çocuk yapılması da isteniyor iken bu
ücretle o 3 çocuğa bakabilmesi gerçekten mümkün müdür?
Bu soruyu farklı bir şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Faruk Çelik’e canlı yayında soruyorlar.Faruk
Çelik’in cevabı ise (sözlerini aynen
alarak yazıyorum) :
‘’Geçinemez diye bir şey yok.Niye geçinemeyesiniz ? 800 lira
da büyük para.Ekmeğin fiyatı belli,peynirin fiyatı belli.Yediğiniz zeytinin
fiyatı belli.Geçimini sürdürebilir ‘’ diyerek asgari ücretlinin eline geçen parayla geçinebileceğini ifade
ediyor.
Başbakanın asgari ücret artışını savunurken çay simit hesabı
yaptığı,Maliye Bakanının ise memur ve
işçi maaşlarıyla kaç yumurta alınabileceğini söylediği bütçe konuşmaları
mevcutken bakanın da asgari ücret için iyi para demesi normal karşılanabilir belki
de
Milletvekilleri maaşlarımız yetmiyor diye dertlenirken
asgari ücretin iyi para olarak değerlendirilmesi ülkemizin acı bir gerçeği olarak çıkıyor
karşımıza .
Şimdi gelelim 2013 yılının son gününde açıklanan asgari
ücret’e :
Asgari ücret 2014 yılı ilk 6 ayında brüt 1071 net 846 TL
olarak belirlendi.Yılın geri kalan ikinci 6 ayında ise yüzde 6 artışla birlikte
brüt 1134 net 891 TL olacağı belirlendi.
Daha önce uygulanan 16 yaş sınırlaması ise kaldırıldı.
Yapılan başka bir değişiklik ile daha önce 4 çocuklu çalışanın
maaşından vergi alınmaması uygulaması 3 çocuklu çalışan olarak değiştirildi.3
çocuklu çalışandan vergi kesintisi yapılmayacağı açıklandı.
(Vergi kesintisi olmayan kısım 3 çocuğun geçim standardını çok
geliştirecek zaten )
Aslında burada asgari ücretliye düşüyor iş.Ülkeyi yönetenlerin söylemesiyle değil bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmalarıyla düşük olan geçim standardını biraz olsun yükseltebilirler.
2013 yılını bitirip 2014 yılına girmeye yaklaşıyoruz.Yani
koca bir 365 gün 6 saati daha devirmeye az kaldı.Bu 1 yıl içerisinde acı-tatlı bir
çok olay gelmiştir başımıza.Umarım ki yeni senede bütün her şey istediğiniz
gibi gönlünüzce geçer.
Bu yazımda kendim ve
blogum için 2013 yılının değerlendirmesini yapmak istiyorum.Önce kişisel olarak
bakacak olursak;
2013 yılı 1 Ocak itibariyle enerji sektöründe faaliyet
gösteren kurumsal bir firmada İdari İşler Sorumlusu olarak görev yapmaktaydım.Ekim
2011 yılında başladığım bu görevden 2013 yılı içerisinde Mart ayında
ayrıldım.İşimden ayrılmanın sebeplerinden birisi İnsan Kaynakları alanına geçiş
yapmak isteğimdi.Bunun için çeşitli eğitimlere katılarak İnsan Kaynakları
alanında kendimi geliştirmeye çalıştım.Mayıs ayından itibaren hedefime ulaştım
ve beton sektöründe faaliyet gösteren yine kurumsal olan yeni şirketimde İnsan
Kaynakları Uzmanı olarak görevime başladım.Kişisel olarak hedeflediğim
yerdeyim.2013 yılı biterken İnsan Kaynakları alanını bir parçası olmak beni
mutlu ediyor.Bundan sonraki amacım İnsan Kaynakları adına olabildiğince kendimi
geliştirmek olacak.
2013 yılını birde blog açısından değerlendirmek istiyorum:
Her şey İnsan Kaynakları bloglarını takip etmemle
başladı.Blog yazarlarının teşvik edici yazılarını okuyarak İnsan Kaynakları
blog dünyasının içinde yer almaya karar verdim ve 7 Mart 2013 tarihindeki ilk
yazımdan bu tarihe kadar Hrikdunyasi adı altında yazılarımı paylaşmaya devam ediyorum.
Bu yazımla birlikte 29 yazım blogumda yer almış olacak. Önümüzdeki yıl
içerisinde yazılarımı çoğaltmayı planlıyorum.
Hrikdunyasi için önemli bir gelişme de Twitter’da yer almaya
başlamasıdır.Twitter kullanıcıları twitter.com/hrikdunyasi adresinden Hrik
Dünyasının Twitter sayfasına ulaşabileceklerdir.
Burada İnsan Kaynakları profesyonellerinin yazılarına ve paylaşımlarına, İnsan
Kaynakları ile alakalı gelişmelere, haberlere ve Twitter’da yer alan iş
ilanlarına ulaşabilirsiniz. İnsan Kaynakları Dünyasındaki gelişmeleri takip
etmek için hrikdunyasi’ni takip ediniz.
Hrikdunyasi olarak önümüzdeki yıl değişikliklerle karşınızda
olmaya devam edeceğiz.
Her şeyin başı sağlık diyerek sağlıklı, huzurlu, mutlu ve de
başarılı bir yıl diliyorum. İşe aldığınız kişilerin çok işten göndermek zorunda
kaldığınız kişilerin az olması dileğiyle mutlu yıllar
2014 yılının gönlünüzce geçmesi dileğiyle. Yeni yılınız
kutlu olsun.
Günaydın o gül yüzlü sevdiğime,
Günaydın yeryüzünü aydınlatan yeni güne,
Günaydın gün görmek için bekleyene,
Günaydın,günaydın,günaydın
Günaydın benim derdime derman dostlarıma,
Günaydın dert ortağım komşularıma,
Günaydın yardan uzak sevgiliye,
Günaydın,günaydın,günaydın
Günaydın güle hasret bülbüle,
Günaydın bülbülün aşkı güle,
Ey dostlar,
Uyandığınızda öyle bir günaydın deyin ki,
Yazıklar olsun,
Ömründe bir kez günaydın demenden ölene
NAZIM HİKMET RAN
Sizlere Nazım Hikmet’in bir şiiriyle yeni başlayan gününüz aydın olsun demek istiyorum.Büyük usta
ne güzel yazmış değil mi ?
Günaydın ey dostlar !
Her sabah dilimizden ilk o sözcük dökülür. Tek kelime olsa
da çok anlam barındırır içerisinde. Günün aydın olsun diyerek iyi dileklerimizi
iletiriz karşımızdaki kişilere. Eşimize dostumuza iş arkadaşımıza hatta
tanımadığımız insanlara bile günaydın diyerek güne başlarız. Böylece
karşınızdaki kişiye önem verdiğinizi göstermiş oluruz.
Kendi adıma her sabah işe başlarken iş arkadaşlarıma
‘’günaydın’’ ,akşam çıkışlarda ise ‘’iyi akşamlar ‘’ demeye çaba sarf ediyorum.
Şimdi bu günaydın sevdası nereden çıktı diyebilirsiniz.
Başımdan geçen bir olay ‘’Günaydın ‘’ kelimesinin ne kadar etkili olduğunu
gösterdi.
Eski şirketimde iken binanın asma katında idi çalışma yerimiz.Alt
katımızda ise aynı holdinge bağlı farklı bir şirketin çalışanları vardı ve
mutfak asma katta olduğu için bizim kata
gelirlerdi.Oradan ayrılıp çalışanlarla vedalaşırken bir çalışma arkadaşımın söylediği
sözler bana ‘’Günaydın’’ kelimesinin oldukça önemli olduğunu gösterdi.
Sabahları asma kata çıktığı zaman ‘’Günaydın ‘’ derdi ancak
benden başka kimseden ses çıkmazdı.Bir tek ben Günaydın diye cevaplardım. Çok
fazla muhabbetimiz olmamasına rağmen vedalaşırken bana ‘’Demek ki bundan sonra
bana ’Günaydın ’ diyen kimse olmayacak’’
dedi.O zaman anladım işte ne kadar önemli bir kelime olduğunu.
Tek kelime bazen çok şeyi değiştiriyor.Bu tek kelime ile
insanların kalbini kazanmak mümkün.Bu kelimeyi sadece iş arkadaşlarımıza değil
herkese karşı kullanmalıyız.Tanıyalım tanımayalım önemli değil.
Özellikle büyük şehirlerde insanlar komşularını tanımazken
hiç değilse sabahları karşılaştıklarında ‘’Günaydın’’ diyerek tanışmanın adımları atmış
olurlar.Yeni arkadaşlıklar yeni dostluklar belki de yeni aşklar tek bir günaydınla ortaya çıkacaktır.
İnsan Kaynaklarının en iyi taraflarından birisi insanlara iş
imkanı sağlamaktır.İşe yeni giren insanların gözlerindeki heyecanı
görmek,onların mutluluğunu görmek İnsan Kaynakları çalışanlarını her zaman
mutlu etmiştir.İşe yeni giren kişilerin evraklarını teslim edip o heyecanlarını
ortak olmak beni de her zaman mutlu
etmiştir ve ‘’İyi ki bu mesleği yapıyorum ‘’dedirten zamanlarda olmuştur.Bu
bizim mesleğimizin güzel taraflarından bir tanesidir.
Birde mesleğimizin diğer boyutu var. O da herhangi bir
çalışanın işine son vermek maalesef.İşe girenlerin heyecanına ortak olmak ne
kadar güzelse işten ayrılanların –özellikle kendi isteği dışında- üzüntüsüne şahit olmak da bir o kadar kötü bir durumdur.Belki bunun
kararını biz vermiyoruz sadece kararı uyguluyoruz ancak ne olursa olsun
insanların işini kaybetmesi bizleri de etkiler.
İşin en kötü taraflarından birisi de işten çıkarma kararının
personele tebliğ edilmesidir.Bu tebliğin olabildiğince sakin ve karşı tarafı
üzmeyecek şekilde yapılması gerekir.Zaten bu kararı duyan kişiler olabildiğince
üzülecek hiç değilse onların moralini
daha çok bozmayacak şekilde bildirilmesi gerekir.
Bu konuyla alakalı olumsuz bir örnek son günlerde ülke
gündemine gelmektedir.Büyük ihtimal sizlerde bu haberi çoktan duymuşsunuzdur.Bir
insanın işine son verildiğini duvara iliştirilmiş bir kağıttan aldığında neler
hissedebileceğini tahmin edemiyorum.
Bu olay nerede mi yaşandı ?
Bu olay televizyoncu Acun Ilıcalı'nın Tv 8’i satın alması
sonrasında gerçekleşti.Duvarda bir kağıt parçası asılmış.Orada isimler yazılı
ve bu kağıtta yazan isimlerin işlerine son verilmiş.Merak içinde kağıda
bakıyorsunuz ve işinize son verildiğinizi oradan öğreniyorsunuz.Ne kadar acı
bir durumdur.
İş adamlarının veya yöneticilerin kendi ekibiyle çalışmak
istemesi oldukça normal.Herkes yanında güvenebileceği bir çalışan ister ve
ekibini buna göre kurar.İş yaşamı için normal karşılanabilir ancak bunu
yaparken de işine son verilen kişilerin durumları da düşünülmelidir.
Bizleri en çok şaşırtan durum ise her fırsatta zor bir yaşam
sürdüğünü söyleyen Acun Ilıcalı’nın bu şekilde davranmış olmasıdır.
Acun Ilıcalı yıllar öncesinde televizyonda yayınlanan
Televole isimli programda ‘’Acun Firarda ‘’ köşesinde turistik yerleri gezerek
tanınmaya başladı.Daha sonrasında yapımcılığa soyundu ve çeşitli yarışma
programlarıyla çeşitli kanallarda yer aldı.’’Survivor’’,’’Yetenek Sizsiniz’’ ve
‘’O Ses Türkiye’’ programları ile reyting listelerinde üst sıralarda yer
aldı.Şimdi ise TV 8’i satın alarak ülke gündeminde yer buldu.
Acun Ilıcalı daha öncesinde çalışanlarıyla alakalı tam tersi
bir şekilde ülke gündemine gelmişti.Acun Medya ekibinde yer alan çalışanlarını
aileleriyle birlikte Çeşme’de 1 hafta boyunca tatile götürmüştü.Bunu daha önce
ünlü talk-showcu Oprah Winfrey gerçekleştirmişti.Ülkemizde ise Acun Ilıcalı tüm
ekibini toplayarak tatile götürmüştü.
Şimdi her iki olayı yan yana koyduğunuz zaman insan
gerçekten şaşırıyor.Kendi ekibime sahip çıkarım onlardan başkası beni
ilgilendirmez anlayışı mı hakim bilemiyorum.Ancak çalışanlarını tatile
götürmesi ne kadar olumlu bir davranış ise yeni aldığı kanalda işine son
verilenlerin isimlerinin duvara yazılmış olması da bir o kadar kötü bir
durumdur.
Acun Ilıcalının bu davranışları İnsan Kaynakları adına bir yandan iyi
bir örnek olurken diğer yandan kötü bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Çalışma hayatı adına gündemi en çok meşgule den konulardan
birisi Kıdem Tazminatında yapılması düşünülen değişikliklerdir. Bu değişiklikler
özel sektörde çalışan bütün çalışanları ilgilendirmektedir.
Kıdem Tazminatı nedir
?
Kıdem Tazminatı çalışma ilişkisinin maddede belirtilen hallerden birine bağlı olarak sona ermesi halinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren işten ayrıldığı tarihe kadar geçen her tam yıl için işverence kendisine ödenmesi gereken 30 günlük ücret tutarındaki tazminattır
Kıdem Tazminatı,işçinin iş yeri ile geçerli olan iş sözleşmesinin fesih edilmesi halinde iş veren tarafından İş Kanunu gereğince işçiye vermiş olduğu bir tazminat şeklidir.İstifa eden çalışan kıdem tazminatından yararlanamamaktadır.
Kapalı kapılar ardında işçi sendikaları ve işverenler
arasında görüşmeler sürmektedir. Yazının başında da söylediğim gibi bu konu
özel sektörde çalışan herkesi ilgilendiriyor fakat bu değişiklikler hakkında
kimsenin kafasında net bir bilgi yok. Kıdem Tazminatı konusu uzun zamandır
gündemde olan bir konu ancak üzerinde uzlaşıya bir türlü varılamıyor.Kıdem
Tazminatı değişiklikleriyle alakalı her gün gazetelerde haber çıkıyor ancak ortada net bir görüntü yok şimdilik.Ne
gibi düzenlemeler yapılacak hangi değişiklikler
getirilecek ? Böyle olunca da ister istemez yanlış bilgiler gündeme gelebiliyor.
Bunlardan birisi Kıdem Tazminatının kaldırılacağı
yönünde.Takip edebildiğim kadarıyla kıdem tazminatının kaldırılması gibi bir
durum söz konusu değil ancak kıdem tazminatı alma konusunda bir takım
değişiklikler yapılacak.İşe yeni girecek olan çalışanlar için ise Kıdem
Tazminatı Fonu oluşturulacak.
Şu anki duruma göre 15 yıl sigortalı çalışmış ve 3600 prim gününü
doldurmuş olan kişiler kıdem tazminatını almaya hak kazanıyor. Tabi bu şartı
taşıyan her çalışan alacak diye bir durum da yok.Yeni düzenlemeyle birlikte
yine 15 yıl sigortalı çalışan bir kişi kıdem tazminatına hak kazanıyor ancak
tazminatın hepsini alamayabilir.Tazminatın alınması belli şartlara bağlanıyor.
Gazetelerde çıkan haberlere göre bu değişiklikler çalışma
hayatına devam eden kişileri çok fazla etkilemiyor zira kazanılmış haklara dokunulmayacağı
belirtiliyor.Bu değişikliklerle işe yeni başlayan çalışanlar için Kıdem
Tazminatı Fonu oluşturulacak.Ancak eski çalışanlara da tercih hakkı getirilmesi
düşünülüyor.Ya eski düzende devam edecekler ya da yeni sisteme geçiş yapacaklar
Bu değişikliklere neden olarak bir çok kişinin hak ettiği
Kıdem Tazminatını alamaması gösteriliyor.Gerçekten bir çok kişi bu hakkını
alamıyor ancak eğer bu mağduriyet giderilmek isteniyorsa şirketler üzerinde
denetimler arttırılmalı ve ödenmemiş kıdem tazminatların ödenmesine yönelik
çalışmalar yapılmalı.Yapılması düşünülen değişikliklerle geçmişte hak edilmiş
ancak alınamamış tazminatların ödeneceği garantisi verilmiyor.
İllaki bazı düzenlemeler yapılmak isteniyorsa bu
değişikliklerinde çalışanlara anlaşılır şekilde anlatılması gerekir ki kimsenin
kafasında soru işareti kalmasın.Şu an her kafadan ayrı bir ses çıkıyor.
Yapılacak değişikliklerin üzerinde önemle durulması gerekli
çünkü oldukça önemli bir konu ve milyonlarca kişiyi ilgilendiren bir
konu.Geçmişte hükümet tarafından değişik
konularda getirilen bir çok düzenlemenin yap-boz tahtasına döndüğü
düşünüldüğünde ileride çok fazla sıkıntı yaşanmaması için bugünden tedbirlerin
alınması gerekiyor.Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz aylarda Memur sendikalarıyla
hükümet arasında görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler sonucunda
memurların maaşları konusunda hak kayıplarına uğradığı ortaya çıkmıştı.Bu
durumun bir daha yaşanmaması için bu konuya önem verilmesi gerekmektedir.
İnsan Kaynakları çalışanları olarak bizlerin ise çok daha dikkatli bir şekilde takip etmemiz gerekiyor.Hem bizlerin çalışma
hayatını etkilediği için hem de şirketlerimizde çalışan personelin çalışma
hayatını etkilediği için daha çok önem vermeliyiz ve yakından takip etmeliyiz.
Günlerden 10 Kasım.Bundan 75 yıl önce ülkemizin kurucusu büyük lider Mustafa Kemal Atatürk güzel ülkemiz Türkiyeyi bizlere emanet ederek bu dünyadan göçüp gitti.Türkiyeyi düşman işgalinden kurtaran bizlere Cumhuriyet armağan eden Türkiye Cumhuriyetinde (T.C) bağımsız bir şekilde yaşamamızı sağlayan Mustafa Kemal ATATÜRK'ün vefatının 75.yılında onu saygı,rahmet ve şükranla anıyorum.Onu hem anıyoruz hem çok arıyoruz
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün değerini günümüzde çok daha iyi anlıyoruz.Yıllar öncesinden bize bu günleri göstermiş.İhanet içinde olan insanlar ATATÜRK'e hakaret etmek için birbirleriyle yarışırken bizler onun bıraktığı esere yani Türkiye Cumhuriyetine ve ATATÜRK'e daha çok sahip çıkacağız çünkü biz ATATÜRK gençleriyiz
75 yıl boyunca nice liderler geldi geçti.Önceki liderlerin adı sanı bugün anılmıyor gelecekte de bugünün liderlerinin adı sanı duyulmayacak ancak Mustafa Kemal ATATÜRK daima gönlümüzde kalbimizde aklımızda yaşayacak.Işıklar içinde yat Atam
İnsan Kaynakları sektörünün en prestijli kongrelerinden bir
tanesi bu hafta içinde düzenlen(MİŞ).PERYÖN’ün son 20 yıldır düzenlemiş olduğu
İnsan Yönetimi Kongresinin 21.si gerçekleştiril(MİŞ).İnsan Kaynakları Profesyonelleri
bu kongreye akın et(MİŞ).Üstelik bu organizasyon Lütfi Kırdar Kongre
Salonunday(MIŞ).Yerli ve yabancı olmak üzere 23 İK Profesyoneli çeşitli
başlıklarda deneyimlerini aktar(MIŞ)
Neden MIŞ’lı yazdın diye merak eden olursa ben orada
olamadığım için ‘’miş’’li geçmiş zaman kullandım.Bu yazdıklarını nereden
biliyorsun derseniz ben twitter’dan kongreyi takip eden blog yazarlarının
yalancısıyım.Zira kongreyi attıkları tweet’ler sayesinde takip etmiş oldum.
Artık önümüzdeki maçlara (yok o futbolcuların sözüydü)
önümüzdeki kongrelere bakacağız.Elbet biz de orada oluruz J
Atılan tweetlerden anladığım kadarıyla oldukça eğlenceli ve
kaliteli bir kongre yaşan(MIŞ).(Yine mış’lı bir cümle )
Kongre ile alakalı detayları ve yorumları İK blog
yazarlarının sayfalarında bulabileceksiniz.Kendilerinin yorumlarını merakla
bekliyor olacağız.Şimdi harıl harıl yazılarını hazırlıyorlardır.
İK Blogu demişken bir kez daha tebriklerimizi iletmeden
geçmeyelim :
Bu sene ilki gerçekleştirilen İK Blog yarışmasının galibi takip
etmeye başladığım ilk bloglardan olan Çağın
İnsan Kaynakları (aydancag.com) ve
blogun sahibi Sayın Aydan Çağ
olmuştur.Birbirinden değerli ve kaliteli
bloglar ile yazarlarının mücadele ettiği yarışmada zirvede yer
almıştır.Kendisini bu başarısından dolayı tebrik ediyorum, başarılarının ve
yazılarının devamını diliyorum.
İş ilanlarında ilk sırayı
İstanbul alır ve İstanbul için çıkan iş ilanları genellikle Avrupa ve Asya diye
ikiye ayrılır. Bu iki yer için kendi başına bir şehirmişçesine ilanlar verilir.
Şirketler özellikle kendi
kıtalarında yer alan çalışanları tercih ediyorlar. Avrupa kıtasında bulunan
şirketler ilanlarında ‘’Tercihen Avrupa kıtasında ikamet etmek’’ şartını
koymakta Asya kıtasında bulunan şirketler ise kendi kıtalarında ikamet eden
çalışanları tercih etmektedir. İstanbul’un trafiği, kalabalığı göz önüne
alındığında bu tercih doğru gözükmektedir ancak çalışanlar bu ulaşım şartlarını
kabul ediyorsa diğer kıtalardan da gelen başvurular dikkate alınabilir. Tabi
çok uzak olmayan yerlerde ikamet eden kişilerin başvuruları dikkate alınabilir.
İlanlarda Asya veya Avrupa
kıtasında ikamet etme şartı koyuluyor ancak farklı kıtalardaki bazı yerler aynı
kıtada yer alan yerlerden daha yakın olabiliyor. Mesela Asya kıtasında yer alan
Üsküdar’da faaliyet gösteren bir şirkete ulaşım Beşiktaş’tan mı daha kolay olur
yoksa Kartal, Pendik taraflarından mı daha kolay olur? Beşiktaş’tan 10 dakikada
Üsküdar’a geçebilirken Kartal, Pendik taraflarından daha uzun süreler
sonrasında iş yerinize ulaşabilirsiniz. Aynı durum Avrupa kıtası içinde
geçerli.( Bu durum birazda hava şartlarına bağlı tabi ki) Onun için
başvurularda başvuran kişinin hangi kıtada olduğundan çok hangi ilçede
olduğunun önemli olduğunu düşünüyorum
Bazen İstanbul’a komşu olan
şehirler bile İstanbul’un ilçelerinden daha avantajlı olabiliyor. Tekirdağ’da Çorluda
oturan kişi ya da Kocaeli’de veya Gebze’de oturan kişi İstanbul içinde oturan
kişiden daha kolay şekilde İstanbul sınırları içerisindeki iş yerine ulaşabiliyor.
Bu durumda sadece İstanbul yerine bulunulan bölgeye göre çevre illerde ikamet
yeri olarak ilana koyulabilir.
Peki, şirketler ilanlarında neden
böyle ayrıma gitme ihtiyacı duyuyor?
1-Zaman Kaybı: Trafiğin büyük bir sorun olduğu İstanbulda çalışanlar
vakitlerinin önemli bir kısmını yollarda geçirmektedir. En yakın örnek olarak
kendimi gösterebilirim. Evim ve iş yerim farklı kıtalarda olduğu için sabah
erken çıkmak zorunda kalıyorum ve gidiş-dönüş sürem 3 saati bulmaktadır
2-Maliyet: Birde ulaşımın maliyet kısmı var. Şirketler ulaşım konusunda
ya yol yardımında bulunuyorlar ya da özel servis şirketleriyle anlaşıp servis
hizmeti satın alarak çalışanların ulaşım sorununu çözmeye çalışıyorlar. Her iki
çözüm de şirketler için ekstra maliyet anlamına gelmektedir.
3-Çalışanın işi bırakması: Yolun uzaklığına dayanamayan çalışanlar
belli bir süre sonra işten ayrılmak zorunda kalabiliyorlar. Bu durumda şirket
için yeni eleman alınmasına ve işlerin bir süre aksamasına sebep olabilir.
4-Çalışandan verim alamama: Uzun süren yoldan sonra çalışanlar ister
istemez yoruluyorlar. Dolayısıyla bu yorgunluk işlerine yansıyor ve
çalışanlardan istenilen verim alınamıyor. Çalışanları performansı olumsuz yönde
etkileniyor.
İş yerinin eve uzak oluşu
çalışanların performansını düşürdüğü gibi şirketler içinde maliyet oluşturabiliyor.Şirketler
bu durumu göz önüne alarak adayların ikamet ettikleri yere göre seçim
yapabiliyorlar.Ancak şirketler de kıta ayırt etmeden farklı kıtalarda yer alan
ancak bulunduğu yere yakın olan yerlerde oturan adayları da dikkate
alabilirler.