25 Ocak 2014 Cumartesi

Takım Elbisenin Yarattığı Fark

Lafı fazla uzatmak istemiyorum zira yaşadıklarımdan  sonra giriş-gelişme-sonuç yazacak bir durumda değilim.

En sıradan görüşme için bile bir yerlere giderken takım elbise giyersiniz değil mi ? Takım elbiseyi de geçtim hiç değilse bir tıraş olursunuz muhtemelen (!)

Peki iş görüşmesine takım elbisesiz ve sakal tıraşı olmadan giderseniz neler olur? Üstelik bunu yapan eğitim görmüş üniversite bitirmiş bir insan evladı olursa neler düşünürsünüz ?

Daha da vahimi takım elbisesiz ve tıraşsız gelen kişiler Mühendislik Fakültesi mezunu olan kişiler olursa iyice çılgına dönersiniz

Bu kişiler hiç mi iş görüşmesine nasıl gidilir bilmiyorlar ya da hiç mi araştırmadılar ? Bu kişilerin etrafında iş görüşmesine öyle gidilir mi diye uyaran kimse yok mu?

Beton sektöründe yer aldığımdan ötürü daha çok mavi yakalı personelle muhatap oluyorum.Birçoğunun eğitim düzeyi düşük durumda.Onlardan  görüşmeye takım elbiseyle gelmesini beklemiyoruz tabi ki.Ama onlardan da birçoğu kılığına kıyafetine dikkat ederek geliyorlar.

Hal böyle iken üniversite bitirmiş Mühendis unvanını almış kişilerin bu şekilde davranması gerçekten düşündürüyor.Ondan sonra diyoruz ki üniversite mezunu kişiler iş bulamıyor,boşta geziyorlar.

Çeşitli bloglarda üniversite mezunlarının mülakat sırasında yaptığı hataları okurken bu kadarını da yapmazlar ‘’diyordum ama gerçekten uyarı yazıları yazacak kadar varmış.

Görüşmeye gelen 4 adayın hiç biri takım elbise giyinmemiş.2 tanesi ise tıraş olmadan görüşmelere gelmişti
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

Bu satırları ilk günkü görüşmeler sırasında yazmıştım.Görüşmeleri yapan ben değildim ancak görüşmeye gelen adayları görüyordum.Ve  kendi aramızda değerlendirmeler yapıyorduk

‘’Niye tıraş olmamış,niye takım elbise giymemiş ‘’ sorularına kafa yoruyorduk.

Ancak ikinci gün işler değişti ve beklediğimiz adaylar gelmeye başladı.Ve o adayları görünce aradaki farkı çok iyi anlıyorsunuz.Kendisine ve işine önem veren insanların farkına varıyorsunuz.

Her şey takım elbise ile bitmiyor tabi ki.Görüşmeye gelen her takım elbiseliyi alacak değilsiniz ancak dış görünüşün etkili olduğu da göz ardı edilemez.Kendisine önem veren adaylar bir adım öne geçmiş durumda şu an


Ve bende diğer bloglarda olduğu gibi buradan iş görüşmesine gidecek olan arkadaşları bir kez daha uyarmak istiyorum.Sizler için önemli olan ve geleceğinizi şekillendirecek olan görüşmelere lütfen hazırlıklı gelin.Kendinize önem verin ve iş görüşmelerine nasıl gidilmesi gerekiyorsa o şekilde gidin.

9 Ocak 2014 Perşembe

Sosyal Medya Rezil de Eder Vezir de


İnternetin son yıllarda gelişmesiyle birlikte internet siteleri de aynı hızda gelişmeye başladı. Çeşitli sitelerin açılmasıyla birlikte sosyal medya denilen kavram ortaya çıktı. Facebook, Twitter, İnstagram, Foursquare, Linkedin vb. başta olmak üzere ardı ardına açılan yeni internet siteleriyle birlikte sosyal medya oldukça rağbet görmektedir.

Sosyal medyanın gelişmesi hem olumlu hem de olumsuz olarak etkilemiştir. Başlıkta olduğu gibi sosyal medyada vezir de olabilirsiniz rezil de olabilirsiniz. Bu yazımda sosyal medyanın olumlu ve olumsuz taraflarından bahsetmek istiyorum.

Öncelikle olumsuz yanlarına bakalım ve örnekler verelim:

Sosyal medya gerçek hayatta ulaşamayacağımız kişilere rahatlıkla ulaşmamızı sağlıyor. Bu olumlu bir durum olarak gözükebilir ancak bu kadar rahat ulaşmak kişilerin aklına geleni rahatlıkla yazmasına ve hakaret içeren sözler söyleyerek kişilik haklarına saldırmasına neden olabiliyor.

Herhangi bir olay olduğunda o kişiyle alakalı bütün bilgiler anında gözler önüne seriliyor. Ne iş yaptığı, nerede yaşadığı, evinin adresine varana kadar bilgilere anında ulaşabiliyor insanlar. Hatta o kişinin yer aldığı fotoğraflar elden ele dolaşıyor. Bu durum herkesin başına gelebilir. Bir bakmışsınız kimse görmez dediğiniz bilgileriniz, fotoğraflarınız internet ortamında elden ele dolaşıyor.

Sosyal  medyanın olumsuz yönlerinden birisi de kişilerin söylemediği sözlerin söylenmiş gibi İnternet sayfaları arasında dolaşmasıdır. Bu tuzağa maalesef hepimiz düşüyoruz. A kişisi B kişisi kim olduğu fark etmez kişilerin söylemediği sözler söylenmiş, yapmadığı hareketler yapılmış gibi gösteriliyor. Burada Necati Şaşmaz’ın nam-ı diğer Polat Alemdar’ın kulaklarını çınlatmak lazım: Bizim bilgi dezenformasyonlarımız var  (Bkz. Gezi Parkı açıklamaları) J

Bu durum Gezi Parkı olaylarında çok yaşandı.Olaylar sırasında televizyon kanalları belgesel yayınlarken veya görmezden gelirken sosyal medyada farklı bilgiler yer alıyordu.Anlık bilgi akışında her gelen habere doğruymuş gibi davranıyorduk

Mesela Asya yakasında oturan binlerce insanın köprüden yürüyüşe geçip Taksim’e doğru yürüdüğü haberleri yayılmış ve kalabalık grubun yürüyüş yaptığını gösteren resimler paylaşılmıştı.Aslında gerçeğin öyle olmadığı sonradan anlaşıldı.Avrasya Maratonunda çekilmiş görüntüler farklı amaçlar için kullanılmış oldu.

Bunun tam tersi bir olay da Gezi olaylarında vefat eden Ethem Sarısülük’ün fotoğraflarının iğrenç bir yalanla süslenerek sosyal medyada yer almasıdır.Daha öncesinde karakol yapımında çalışan ve orada asker üniformasıyla çekilmiş fotoğrafları terörist kampında çekilmiş gibi lanse edildi sosyal medyada.

İnternette yazdığı mesajlar nedeniyle insanlar hakkında linç kampanyaları düzenleniyor. En son THY’de çalışan üst düzey bir yöneticinin attığı tweetler yüzünden hakkında linç kampanyaları düzenlendi hatta o kişinin işten atılması hakkında twitter’da başlıklar açıldı.Daha sonradan o kişinin kınama cezası aldığı ortaya çıktı


Sosyal Medya olumlu kullanılırsa insan hayatını çok fazla kolaylaştırabiliyor:

Bu duruma örnek olarak bizlerin açmış olduğu blog sayfalarını söyleyebiliriz. Düşüncelerimizi ve tecrübelerimizi blog sayfalarında paylaşarak sosyal medyayı olumlu yönde kullanmış oluyoruz. Bazı arkadaşlarımızın ise bloglarının adıyla açmış olduğu Facebook başta olmak üzere çeşitli sosyal medya sitelerinde sayfaları bulunmaktadır.

Sosyal Medyanın İK  olarak bizi ilgilendiren olumlu taraflarından birisi de bulunamadığımız organizasyonlarda yaşanan durumlar hakkında bilgi sahibi olabilmemizdir.

Bu nasıl oluyor?

Orada bulunan kişilerin sosyal medyada gerçekleştirdiği paylaşımlar sayesinde. Geçtiğimiz dönemlerde çeşitli İK Kongre ve toplantılarına katılan arkadaşlarımızın attığı tweetler sayesinde orada bulunmasak da neler olduğu, neler söylendiğini öğrenebiliyoruz. Kongreyi düzenleyenler de sosyal medyanın gücünü bildiği için İK Blog yazarlarını bu tür organizasyonlara devamlı davet etmektedir.

Sosyal Medya sayesinde birçok insan iş sahibi olabiliyor. Şirketler yeni nesle ulaşmak için ilanlarını Facebook, Twitter, Linkedin gibi sosyal medya sitelerinde yayınlamaya başladılar.

Bu durumun tam tersi şekilde iş arayan adaylar da iş bulabilmek için sosyal medyayı aktif kullanarak kendilerini gösterme fırsatı bulabiliyorlar. Buna en güzel örnek iş arayışında olan ve bunun için internet sayfası tasarlayan Ezgi Erdoğan -http://www.isariyorumamabulamiyorum.com/  adlı sitesiyle olmuştur.Sosyal medyayı kullanarak İş arayan birçok aday arasında kendine avantaj yaratarak bir adım öne geçmiştir.Kendi tasarladığı öz geçmişini Twitter’da paylaşan kişiler bile mevcut.

Sosyal Medya’nın İK açısından bir başka faydası ise adaylar hakkında bilgi sahibi olmasına yardımcı olmasıdır. Ben bu duruma karşı olsam da günümüzde işe alım kararlarında adayların sosyal medyada yapmış olduğu paylaşımlar önemli rol oynuyor.

Sosyal medyanın olumlu yanlarına dair bir başka örnek Youtube sayesinde ünlü olan kişilerdir. Bu kişiler amatör olarak çektikleri videoları youtube’a yükleyerek sesini duyurmaya çalışıyor. Şans bazen yanlarında oluyor ve birden kendilerini müzik dünyasında bulabiliyorlar. Tıpkı Sefa Topsakal gibi.

Sınıfta amatör bir şekilde söylemiş olduğu şarkının görüntüleri




Burada ise keşfedilip albüm çıkardıktan sonra çekilen klibi:(ilk video da olduğu gibi sınıfta başlıyor)



Her ne kadar sosyal medyada bilgi kirliliği var desek de haber kanallarının göstermediği bazı haberler hakkında bilgileri sosyal medyadan almak zorunda kalıyoruz.


Sosyal Medyayı hangi amaç için kullandığımız oldukça önemli. Bulunduğumuz yerden bütün dünyaya ulaşmamız mümkünken bu durumu gelişimimiz için değerlendirmemiz bizlerin yararına olacaktır.Onun için sosyal medyayı olumlu şekilde kullanmalıyız.Rezil olmak yerine vezir olmaya çalışmalıyız.

Sosyal medya rezil de eder vezirde 

1 Ocak 2014 Çarşamba

Asgari Ücretlinin Yeni Yıl Coşkusu

Yeni yılın ilk gününde,ilk saatinde ve yeni yılın ilk yazısıyla karşınızdayız.Bu yazıya yeni yılınızı kutlayarak başlamak istiyorum.2014 yılında kafanızın içinden geçen ve olmasını istediğiniz bütün düşüncelerin gerçekleşmesini diliyorum.Dileklerinizin gerçekleştiği bir yıl olsun

2014’ün ilk yazısı nedir diye merak ediyorsanız tabi ki yılın son gününde açıklanan Asgari Ücrettir. Asgari Ücret ,birçok çalışanı ve onların ailesini ilgilendiren bir konudur.Ülkemizde asgari ücretle çalışan milyonlarca insan bulunmaktadır ve onların gözü kulağı her yıl sonu açıklanacak asgari ücret artışlarındadır. 2014 yılına girmeden yeni yılda geçerli olan asgari ücret değerleri açıklandı.O ücretlere geçmeden önce şunu sorgulamak istiyorum.

Asgari ücretle gerçekten geçinilebilir mi ? Geçinilirse nasıl bir hayat standardı sağlanmış olur hem çalışan hem de ailesi için ? Üstelik asgari ücrete sahip bir bireyden 3 çocuk yapılması da isteniyor iken bu ücretle o 3 çocuğa bakabilmesi gerçekten mümkün müdür?

Bu soruyu farklı bir şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e  canlı yayında soruyorlar.Faruk Çelik’in cevabı ise  (sözlerini aynen alarak yazıyorum) :

‘’Geçinemez diye bir şey yok.Niye geçinemeyesiniz ? 800 lira da büyük para.Ekmeğin fiyatı belli,peynirin fiyatı belli.Yediğiniz zeytinin fiyatı belli.Geçimini sürdürebilir ‘’ diyerek asgari ücretlinin  eline geçen parayla geçinebileceğini ifade ediyor.



Başbakanın asgari ücret artışını savunurken çay simit hesabı yaptığı,Maliye Bakanının ise  memur ve işçi maaşlarıyla kaç yumurta alınabileceğini söylediği bütçe konuşmaları mevcutken bakanın da asgari ücret için iyi para demesi normal karşılanabilir belki de

Milletvekilleri maaşlarımız yetmiyor diye dertlenirken asgari ücretin iyi para olarak değerlendirilmesi  ülkemizin acı bir gerçeği olarak çıkıyor karşımıza .

Şimdi gelelim 2013 yılının son gününde açıklanan asgari ücret’e :

Asgari ücret 2014 yılı ilk 6 ayında brüt 1071 net 846 TL olarak belirlendi.Yılın geri kalan ikinci 6 ayında ise yüzde 6 artışla birlikte brüt 1134 net 891 TL olacağı belirlendi.

Daha önce uygulanan 16 yaş sınırlaması ise kaldırıldı.

Yapılan başka bir değişiklik ile daha önce 4 çocuklu çalışanın maaşından vergi alınmaması uygulaması 3 çocuklu çalışan olarak değiştirildi.3 çocuklu çalışandan vergi kesintisi yapılmayacağı açıklandı.


(Vergi kesintisi olmayan  kısım 3 çocuğun geçim standardını çok geliştirecek zaten )

Aslında burada asgari ücretliye düşüyor iş.Ülkeyi  yönetenlerin söylemesiyle değil bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmalarıyla düşük olan geçim standardını biraz olsun yükseltebilirler.

29 Aralık 2013 Pazar

2013 Yılı Değerlendirmesi




2013 yılını bitirip 2014 yılına girmeye yaklaşıyoruz.Yani koca bir 365 gün 6 saati daha devirmeye az kaldı.Bu 1 yıl içerisinde acı-tatlı bir çok olay gelmiştir başımıza.Umarım ki yeni senede bütün her şey istediğiniz gibi gönlünüzce geçer.

Bu yazımda  kendim ve blogum için 2013 yılının değerlendirmesini yapmak istiyorum.Önce kişisel olarak bakacak olursak;

2013 yılı 1 Ocak itibariyle enerji sektöründe faaliyet gösteren kurumsal bir firmada İdari İşler Sorumlusu olarak görev yapmaktaydım.Ekim 2011 yılında başladığım bu görevden 2013 yılı içerisinde Mart ayında ayrıldım.İşimden ayrılmanın sebeplerinden birisi İnsan Kaynakları alanına geçiş yapmak isteğimdi.Bunun için çeşitli eğitimlere katılarak İnsan Kaynakları alanında kendimi geliştirmeye çalıştım.Mayıs ayından itibaren hedefime ulaştım ve beton sektöründe faaliyet gösteren yine kurumsal olan yeni şirketimde İnsan Kaynakları Uzmanı olarak görevime başladım.Kişisel olarak hedeflediğim yerdeyim.2013 yılı biterken İnsan Kaynakları alanını bir parçası olmak beni mutlu ediyor.Bundan sonraki amacım İnsan Kaynakları adına olabildiğince kendimi geliştirmek olacak.

2013 yılını birde blog açısından değerlendirmek istiyorum:

Her şey İnsan Kaynakları bloglarını takip etmemle başladı.Blog yazarlarının teşvik edici yazılarını okuyarak İnsan Kaynakları blog dünyasının içinde yer almaya karar verdim ve 7 Mart 2013 tarihindeki ilk yazımdan bu tarihe kadar Hrikdunyasi adı altında yazılarımı paylaşmaya devam ediyorum. Bu yazımla birlikte 29 yazım blogumda yer almış olacak. Önümüzdeki yıl içerisinde yazılarımı çoğaltmayı planlıyorum.

Hrikdunyasi için önemli bir gelişme de Twitter’da yer almaya başlamasıdır.Twitter kullanıcıları twitter.com/hrikdunyasi adresinden Hrik Dünyasının  Twitter sayfasına ulaşabileceklerdir. Burada İnsan Kaynakları profesyonellerinin yazılarına ve paylaşımlarına, İnsan Kaynakları ile alakalı gelişmelere, haberlere ve Twitter’da yer alan iş ilanlarına ulaşabilirsiniz. İnsan Kaynakları Dünyasındaki gelişmeleri takip etmek için hrikdunyasi’ni takip ediniz.

Hrikdunyasi olarak önümüzdeki yıl değişikliklerle karşınızda olmaya devam edeceğiz.

Her şeyin başı sağlık diyerek sağlıklı, huzurlu, mutlu ve de başarılı bir yıl diliyorum. İşe aldığınız kişilerin çok işten göndermek zorunda kaldığınız kişilerin az olması dileğiyle mutlu yıllar

2014 yılının gönlünüzce geçmesi dileğiyle. Yeni yılınız kutlu olsun.


Güle Güle 2013 Hoş Geldin 2014 

14 Aralık 2013 Cumartesi

Günaydın Ey Dostlar


Günaydın o gül yüzlü sevdiğime,
Günaydın yeryüzünü aydınlatan yeni güne,
Günaydın gün görmek için bekleyene,
Günaydın,günaydın,günaydın

Günaydın benim derdime derman dostlarıma,
Günaydın dert ortağım komşularıma,
Günaydın yardan uzak sevgiliye,
Günaydın,günaydın,günaydın

Günaydın güle hasret bülbüle,
Günaydın bülbülün aşkı güle,
Ey dostlar,
Uyandığınızda öyle bir günaydın deyin ki,
Yazıklar olsun,
Ömründe bir kez günaydın demenden ölene

NAZIM HİKMET RAN

Sizlere Nazım Hikmet’in bir şiiriyle yeni başlayan  gününüz aydın olsun demek istiyorum.Büyük usta ne güzel yazmış değil mi ?

Günaydın ey dostlar !

Her sabah dilimizden ilk o sözcük dökülür. Tek kelime olsa da çok anlam barındırır içerisinde. Günün aydın olsun diyerek iyi dileklerimizi iletiriz karşımızdaki kişilere. Eşimize dostumuza iş arkadaşımıza hatta tanımadığımız insanlara bile günaydın diyerek güne başlarız. Böylece karşınızdaki kişiye önem verdiğinizi göstermiş oluruz.

Kendi adıma her sabah işe başlarken iş arkadaşlarıma ‘’günaydın’’ ,akşam çıkışlarda ise ‘’iyi akşamlar ‘’ demeye çaba sarf ediyorum.

Şimdi bu günaydın sevdası nereden çıktı diyebilirsiniz. Başımdan geçen bir olay ‘’Günaydın ‘’ kelimesinin ne kadar etkili olduğunu gösterdi.

Eski şirketimde iken binanın asma katında idi çalışma yerimiz.Alt katımızda ise aynı holdinge bağlı farklı bir şirketin çalışanları vardı ve mutfak  asma katta olduğu için bizim kata gelirlerdi.Oradan ayrılıp çalışanlarla vedalaşırken bir çalışma arkadaşımın söylediği sözler bana ‘’Günaydın’’ kelimesinin oldukça önemli olduğunu gösterdi.

Sabahları asma kata çıktığı zaman ‘’Günaydın ‘’ derdi ancak benden başka kimseden ses çıkmazdı.Bir tek ben Günaydın diye cevaplardım. Çok fazla muhabbetimiz olmamasına rağmen vedalaşırken bana ‘’Demek ki bundan sonra bana  ’Günaydın ’ diyen kimse olmayacak’’ dedi.O zaman anladım işte ne kadar önemli bir kelime olduğunu.

Tek kelime bazen çok şeyi değiştiriyor.Bu tek kelime ile insanların kalbini kazanmak mümkün.Bu kelimeyi sadece iş arkadaşlarımıza değil herkese karşı kullanmalıyız.Tanıyalım tanımayalım önemli değil.

Özellikle büyük şehirlerde insanlar komşularını tanımazken hiç değilse sabahları karşılaştıklarında ‘’Günaydın’’ diyerek tanışmanın adımları atmış olurlar.Yeni arkadaşlıklar yeni dostluklar belki de yeni aşklar tek bir günaydınla  ortaya çıkacaktır.


Gününüz aydın olması dileğiyle ….. 

28 Kasım 2013 Perşembe

Tatile götüren patron mu duvara isim yazarak işe son veren patron mu ?



İnsan Kaynaklarının  en iyi taraflarından birisi insanlara iş imkanı sağlamaktır.İşe yeni giren insanların gözlerindeki heyecanı görmek,onların mutluluğunu görmek İnsan Kaynakları çalışanlarını her zaman mutlu etmiştir.İşe yeni giren kişilerin evraklarını teslim edip o heyecanlarını ortak olmak beni  de her zaman mutlu etmiştir ve ‘’İyi ki bu mesleği yapıyorum ‘’dedirten zamanlarda olmuştur.Bu bizim mesleğimizin güzel taraflarından bir tanesidir.

Birde mesleğimizin diğer boyutu var. O da herhangi bir çalışanın işine son vermek maalesef.İşe girenlerin heyecanına ortak olmak ne kadar güzelse işten ayrılanların –özellikle kendi isteği dışında-  üzüntüsüne şahit olmak da  bir o kadar kötü bir durumdur.Belki bunun kararını biz vermiyoruz sadece kararı uyguluyoruz ancak ne olursa olsun insanların işini kaybetmesi bizleri de etkiler.

İşin en kötü taraflarından birisi de işten çıkarma kararının personele tebliğ edilmesidir.Bu tebliğin olabildiğince sakin ve karşı tarafı üzmeyecek şekilde yapılması gerekir.Zaten bu kararı duyan kişiler olabildiğince üzülecek  hiç değilse onların moralini daha çok bozmayacak şekilde bildirilmesi gerekir.

Bu konuyla alakalı olumsuz bir örnek son günlerde ülke gündemine gelmektedir.Büyük ihtimal sizlerde bu haberi çoktan duymuşsunuzdur.Bir insanın işine son verildiğini duvara iliştirilmiş bir kağıttan aldığında neler hissedebileceğini tahmin edemiyorum.



Bu olay nerede mi yaşandı ?

Bu olay televizyoncu Acun Ilıcalı'nın Tv 8’i satın alması sonrasında gerçekleşti.Duvarda bir kağıt parçası asılmış.Orada isimler yazılı ve bu kağıtta yazan isimlerin işlerine son verilmiş.Merak içinde kağıda bakıyorsunuz ve işinize son verildiğinizi oradan öğreniyorsunuz.Ne kadar acı bir durumdur.

İş adamlarının veya yöneticilerin kendi ekibiyle çalışmak istemesi oldukça normal.Herkes yanında güvenebileceği bir çalışan ister ve ekibini buna göre kurar.İş yaşamı için normal karşılanabilir ancak bunu yaparken de işine son verilen kişilerin durumları da düşünülmelidir.

Bizleri en çok şaşırtan durum ise her fırsatta zor bir yaşam sürdüğünü söyleyen Acun Ilıcalı’nın bu şekilde davranmış olmasıdır.

Acun Ilıcalı yıllar öncesinde televizyonda yayınlanan Televole isimli programda ‘’Acun Firarda ‘’ köşesinde turistik yerleri gezerek tanınmaya başladı.Daha sonrasında yapımcılığa soyundu ve çeşitli yarışma programlarıyla çeşitli kanallarda yer aldı.’’Survivor’’,’’Yetenek Sizsiniz’’ ve ‘’O Ses Türkiye’’ programları ile reyting listelerinde üst sıralarda yer aldı.Şimdi ise TV 8’i satın alarak ülke gündeminde yer buldu.

Acun Ilıcalı daha öncesinde çalışanlarıyla alakalı tam tersi bir şekilde ülke gündemine gelmişti.Acun Medya ekibinde yer alan çalışanlarını aileleriyle birlikte Çeşme’de 1 hafta boyunca tatile götürmüştü.Bunu daha önce ünlü talk-showcu Oprah Winfrey gerçekleştirmişti.Ülkemizde ise Acun Ilıcalı tüm ekibini toplayarak tatile götürmüştü.


Şimdi her iki olayı yan yana koyduğunuz zaman insan gerçekten şaşırıyor.Kendi ekibime sahip çıkarım onlardan başkası beni ilgilendirmez anlayışı mı hakim bilemiyorum.Ancak çalışanlarını tatile götürmesi ne kadar olumlu bir davranış ise yeni aldığı kanalda işine son verilenlerin isimlerinin duvara yazılmış olması da bir o kadar kötü bir durumdur.

Acun Ilıcalının bu davranışları İnsan Kaynakları adına bir yandan iyi bir örnek olurken diğer yandan kötü bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.

16 Kasım 2013 Cumartesi

Kıdem Tazminatı Muamması

Çalışma hayatı adına gündemi en çok meşgule den konulardan birisi Kıdem Tazminatında yapılması düşünülen değişikliklerdir. Bu değişiklikler  özel sektörde çalışan bütün çalışanları ilgilendirmektedir.


Kıdem Tazminatı nedir ?

Kıdem Tazminatı çalışma ilişkisinin maddede belirtilen hallerden birine bağlı olarak sona ermesi halinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren işten ayrıldığı tarihe kadar geçen her tam yıl için işverence kendisine ödenmesi gereken 30 günlük ücret tutarındaki tazminattır

Kıdem Tazminatı,işçinin iş yeri ile geçerli olan iş sözleşmesinin fesih edilmesi halinde iş veren tarafından İş Kanunu gereğince işçiye vermiş olduğu bir tazminat şeklidir.İstifa eden çalışan kıdem tazminatından yararlanamamaktadır.

Kapalı kapılar ardında işçi sendikaları ve işverenler arasında görüşmeler sürmektedir. Yazının başında da söylediğim gibi bu konu özel sektörde çalışan herkesi ilgilendiriyor fakat bu değişiklikler hakkında kimsenin kafasında net bir bilgi yok. Kıdem Tazminatı konusu uzun zamandır gündemde olan bir konu ancak üzerinde uzlaşıya bir türlü varılamıyor.Kıdem Tazminatı değişiklikleriyle alakalı her gün gazetelerde haber çıkıyor  ancak ortada net bir görüntü yok şimdilik.Ne gibi düzenlemeler yapılacak hangi değişiklikler  getirilecek ? Böyle olunca da ister istemez yanlış bilgiler gündeme gelebiliyor.

Bunlardan birisi Kıdem Tazminatının kaldırılacağı yönünde.Takip edebildiğim kadarıyla kıdem tazminatının kaldırılması gibi bir durum söz konusu değil ancak kıdem tazminatı alma konusunda bir takım değişiklikler yapılacak.İşe yeni girecek olan çalışanlar için ise Kıdem Tazminatı Fonu oluşturulacak.

Şu anki duruma göre 15 yıl sigortalı çalışmış ve 3600 prim gününü doldurmuş olan kişiler kıdem tazminatını almaya hak kazanıyor. Tabi bu şartı taşıyan her çalışan alacak diye bir durum da yok.Yeni düzenlemeyle birlikte yine 15 yıl sigortalı çalışan bir kişi kıdem tazminatına hak kazanıyor ancak tazminatın hepsini alamayabilir.Tazminatın alınması belli şartlara bağlanıyor.

Gazetelerde çıkan haberlere göre bu değişiklikler çalışma hayatına devam eden kişileri çok fazla etkilemiyor zira kazanılmış haklara dokunulmayacağı belirtiliyor.Bu değişikliklerle işe yeni başlayan çalışanlar için Kıdem Tazminatı Fonu oluşturulacak.Ancak eski çalışanlara da tercih hakkı getirilmesi düşünülüyor.Ya eski düzende devam edecekler ya da yeni sisteme geçiş yapacaklar

Bu değişikliklere neden olarak bir çok kişinin hak ettiği Kıdem Tazminatını alamaması gösteriliyor.Gerçekten bir çok kişi bu hakkını alamıyor ancak eğer bu mağduriyet giderilmek isteniyorsa şirketler üzerinde denetimler arttırılmalı ve ödenmemiş kıdem tazminatların ödenmesine yönelik çalışmalar yapılmalı.Yapılması düşünülen değişikliklerle geçmişte hak edilmiş ancak alınamamış tazminatların ödeneceği garantisi verilmiyor.
İllaki bazı düzenlemeler yapılmak isteniyorsa bu değişikliklerinde çalışanlara anlaşılır şekilde anlatılması gerekir ki kimsenin kafasında soru işareti kalmasın.Şu an her kafadan ayrı bir ses çıkıyor.

Yapılacak değişikliklerin üzerinde önemle durulması gerekli çünkü oldukça önemli bir konu ve milyonlarca kişiyi ilgilendiren bir konu.Geçmişte  hükümet tarafından değişik konularda getirilen bir çok düzenlemenin yap-boz tahtasına döndüğü düşünüldüğünde ileride çok fazla sıkıntı yaşanmaması için bugünden tedbirlerin alınması gerekiyor.Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz aylarda Memur sendikalarıyla hükümet arasında görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler sonucunda memurların maaşları konusunda hak kayıplarına uğradığı ortaya çıkmıştı.Bu durumun bir daha yaşanmaması için bu konuya önem verilmesi gerekmektedir.


İnsan Kaynakları çalışanları olarak bizlerin ise  çok daha dikkatli bir şekilde  takip etmemiz gerekiyor.Hem bizlerin çalışma hayatını etkilediği için hem de şirketlerimizde çalışan personelin çalışma hayatını etkilediği için daha çok önem vermeliyiz ve yakından takip etmeliyiz.


10 Kasım 2013 Pazar

10 Kasım -Anıyoruz ve Arıyoruz






Günlerden 10 Kasım.Bundan 75 yıl önce ülkemizin kurucusu büyük lider Mustafa Kemal Atatürk güzel ülkemiz Türkiyeyi bizlere emanet ederek bu dünyadan göçüp gitti.Türkiyeyi düşman işgalinden kurtaran bizlere Cumhuriyet armağan eden Türkiye Cumhuriyetinde (T.C) bağımsız bir şekilde yaşamamızı sağlayan Mustafa Kemal ATATÜRK'ün vefatının 75.yılında onu saygı,rahmet ve şükranla anıyorum.Onu hem anıyoruz hem çok arıyoruz



Mustafa Kemal ATATÜRK'ün değerini günümüzde çok daha iyi anlıyoruz.Yıllar öncesinden bize bu günleri göstermiş.İhanet içinde olan insanlar ATATÜRK'e hakaret etmek için birbirleriyle yarışırken bizler onun bıraktığı esere yani Türkiye Cumhuriyetine ve ATATÜRK'e daha çok sahip çıkacağız çünkü biz ATATÜRK gençleriyiz




75 yıl boyunca nice liderler geldi geçti.Önceki liderlerin adı sanı bugün anılmıyor gelecekte de bugünün liderlerinin adı sanı duyulmayacak ancak Mustafa Kemal ATATÜRK daima gönlümüzde kalbimizde aklımızda yaşayacak.Işıklar içinde yat Atam



6 Kasım 2013 Çarşamba

Baylı Bayanlı kongre yapıyorlar(MIŞ)


       İnsan Kaynakları sektörünün en prestijli kongrelerinden bir tanesi bu hafta içinde düzenlen(MİŞ).PERYÖN’ün son 20 yıldır düzenlemiş olduğu İnsan Yönetimi Kongresinin 21.si gerçekleştiril(MİŞ).İnsan Kaynakları Profesyonelleri bu kongreye akın et(MİŞ).Üstelik bu organizasyon Lütfi Kırdar Kongre Salonunday(MIŞ).Yerli ve yabancı olmak üzere 23 İK Profesyoneli çeşitli başlıklarda deneyimlerini aktar(MIŞ)
    
      Neden MIŞ’lı yazdın diye merak eden olursa ben orada olamadığım için ‘’miş’’li geçmiş zaman kullandım.Bu yazdıklarını nereden biliyorsun derseniz ben twitter’dan kongreyi takip eden blog yazarlarının yalancısıyım.Zira kongreyi attıkları tweet’ler sayesinde takip etmiş oldum.
      
      Artık önümüzdeki maçlara (yok o futbolcuların sözüydü) önümüzdeki kongrelere bakacağız.Elbet biz de orada oluruz J

      Atılan tweetlerden anladığım kadarıyla oldukça eğlenceli ve kaliteli bir kongre yaşan(MIŞ).(Yine mış’lı bir cümle )

       Kongre ile alakalı detayları ve yorumları İK blog yazarlarının sayfalarında bulabileceksiniz.Kendilerinin yorumlarını merakla bekliyor olacağız.Şimdi harıl harıl yazılarını hazırlıyorlardır.


        İK Blogu demişken bir kez daha tebriklerimizi iletmeden geçmeyelim :

        Bu sene ilki gerçekleştirilen İK Blog yarışmasının galibi takip etmeye başladığım ilk bloglardan olan  Çağın İnsan Kaynakları (aydancag.com) ve  blogun  sahibi Sayın Aydan Çağ olmuştur.Birbirinden değerli  ve kaliteli bloglar ile yazarlarının mücadele ettiği yarışmada zirvede yer almıştır.Kendisini bu başarısından dolayı tebrik ediyorum, başarılarının ve yazılarının  devamını diliyorum.

2 Kasım 2013 Cumartesi

İstanbul’un Ulaşım Şartları ve İşe Alıma Etkisi

             
İş ilanlarında ilk sırayı İstanbul alır ve İstanbul için çıkan iş ilanları genellikle Avrupa ve Asya diye ikiye ayrılır. Bu iki yer için kendi başına bir şehirmişçesine ilanlar verilir.

Şirketler özellikle kendi kıtalarında yer alan çalışanları tercih ediyorlar. Avrupa kıtasında bulunan şirketler ilanlarında ‘’Tercihen Avrupa kıtasında ikamet etmek’’ şartını koymakta Asya kıtasında bulunan şirketler ise kendi kıtalarında ikamet eden çalışanları tercih etmektedir. İstanbul’un trafiği, kalabalığı göz önüne alındığında bu tercih doğru gözükmektedir ancak çalışanlar bu ulaşım şartlarını kabul ediyorsa diğer kıtalardan da gelen başvurular dikkate alınabilir. Tabi çok uzak olmayan yerlerde ikamet eden kişilerin başvuruları dikkate alınabilir.

İlanlarda Asya veya Avrupa kıtasında ikamet etme şartı koyuluyor ancak farklı kıtalardaki bazı yerler aynı kıtada yer alan yerlerden daha yakın olabiliyor. Mesela Asya kıtasında yer alan Üsküdar’da faaliyet gösteren bir şirkete ulaşım Beşiktaş’tan mı daha kolay olur yoksa Kartal, Pendik taraflarından mı daha kolay olur? Beşiktaş’tan 10 dakikada Üsküdar’a geçebilirken Kartal, Pendik taraflarından daha uzun süreler sonrasında iş yerinize ulaşabilirsiniz. Aynı durum Avrupa kıtası içinde geçerli.( Bu durum birazda hava şartlarına bağlı tabi ki) Onun için başvurularda başvuran kişinin hangi kıtada olduğundan çok hangi ilçede olduğunun önemli olduğunu düşünüyorum

Bazen İstanbul’a komşu olan şehirler bile İstanbul’un ilçelerinden daha avantajlı olabiliyor. Tekirdağ’da Çorluda oturan kişi ya da Kocaeli’de veya Gebze’de oturan kişi İstanbul içinde oturan kişiden daha kolay şekilde İstanbul sınırları içerisindeki iş yerine ulaşabiliyor. Bu durumda sadece İstanbul yerine bulunulan bölgeye göre çevre illerde ikamet yeri olarak ilana koyulabilir.

Peki, şirketler ilanlarında neden böyle ayrıma gitme ihtiyacı duyuyor?

1-Zaman Kaybı: Trafiğin büyük bir sorun olduğu İstanbulda çalışanlar vakitlerinin önemli bir kısmını yollarda geçirmektedir. En yakın örnek olarak kendimi gösterebilirim. Evim ve iş yerim farklı kıtalarda olduğu için sabah erken çıkmak zorunda kalıyorum ve gidiş-dönüş sürem 3 saati bulmaktadır

2-Maliyet: Birde ulaşımın maliyet kısmı var. Şirketler ulaşım konusunda ya yol yardımında bulunuyorlar ya da özel servis şirketleriyle anlaşıp servis hizmeti satın alarak çalışanların ulaşım sorununu çözmeye çalışıyorlar. Her iki çözüm de şirketler için ekstra maliyet anlamına gelmektedir.

3-Çalışanın işi bırakması: Yolun uzaklığına dayanamayan çalışanlar belli bir süre sonra işten ayrılmak zorunda kalabiliyorlar. Bu durumda şirket için yeni eleman alınmasına ve işlerin bir süre aksamasına sebep olabilir.

4-Çalışandan verim alamama: Uzun süren yoldan sonra çalışanlar ister istemez yoruluyorlar. Dolayısıyla bu yorgunluk işlerine yansıyor ve çalışanlardan istenilen verim alınamıyor. Çalışanları performansı olumsuz yönde etkileniyor.


İş yerinin eve uzak oluşu çalışanların performansını düşürdüğü gibi şirketler içinde maliyet oluşturabiliyor.Şirketler bu durumu göz önüne alarak adayların ikamet ettikleri yere göre seçim yapabiliyorlar.Ancak şirketler de kıta ayırt etmeden farklı kıtalarda yer alan ancak bulunduğu yere yakın olan yerlerde oturan adayları da dikkate alabilirler.