Uzun bir aradan sonra merhabalar !
Baktım herkes kendisiyle ve bloguyla alakalı özeleştiri yapıyor fırsat bulmuşken ben de özeleştirimi yapayım dedim.
Benimki kısa ve öz olacak (Sanmayın ki eleştirecek çok fazla konu yok diye kısa olacak en önemli konuya değineceğim sadece)
Burada blog yazarı kendine sesleniyor :
8 ay oldu hala bir ''tık '' yok arkadaş.Tamam işlerin yoğunlaştı da bir tek işi yoğun olan sen misin ?
En son yazı Mart ayında yazılmış.Aradan 8 ay geçmiş ortada herhangi bir yazı falan yok
Titre ve kendine gel !
En kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle !
21 Kasım 2015 Cumartesi
14 Mart 2015 Cumartesi
Her İK’cı Heybesinde Farklı Hayat Hikayeleri Taşır.
Bence tutar.
Bu soruya nereden geldim?
Televizyonlara baktığınızda ana konusu insan ve insanlara
dair hikayelerin olduğu diziler daha çok seyrediliyor. Mesela Kanal D’de 8 yıldır
yayınlanan ‘’Arka Sokaklar’’ dizisinde insanların başına gelmiş hikayeler paylaşılıyor.
Bu dizinin tekrarları da izlenme listelerinde üst sıralarda yer alıyor. Aynı
şekilde çeşitli kanallarda yayınlanan ve yine yaşanmış hikayelerden yola çıkan,
her an başımıza gelecek hikayelerin yer aldığı ‘’Doktorlar ‘’ dizisi de
yayınlandığı dönemlerde de izleniyordu. Ve hala bıkmadan usanmadan içerisinde
doktorların ve insana dair hikayelerin olduğu diziler çekilmeye devam ediliyor.
Şimdiye kadar içerisinde İnsan Kaynaklarının geçtiği tek
dizi Çocuklar Duymasın dizisidir sanırım. Orada da ‘’Meltem’’ karakterini
canlandıran Pınar Altuğ bir şirketin İnsan Kaynakları Müdürü olarak görev
yapıyordu ve kocası dalga geçmek amacıyla ‘’ Personel Müdürü’’ olarak
sesleniyordu.
En başta sorduğum soruyu biraz daha açmak istiyorum.
İnsan Kaynaklarında çalışanlar sürekli insanlarla ilişki
içerisinde bulunduğu için çeşitli hikayelere tanıklık edecektir.Gerek mülakat
yaparken çeşitli hikayeler duyacaklar,yaşanmış olaylarla karşılaşacaklar
gerekse kendi personellerinin başına gelenlere şahit olacaklar.
Bazen personellerin geçirmiş olduğu zor şartlara tanıklık
ederiz.Kendisinin veya ailesinin başına gelen acı olaylara şahit oluruz.
Herhangi bir ölüm olayı olduğunda İnsan Kaynakları olarak elimizden gelen
yardımı yaparak personelin acısına ortak olmaya çalışırız
Bazen ‘’Arka
Sokaklar’’ dizisinde yaşanan olayların benzerleriyle karşılaşırız. Sürekli
haberlerde duyduğumuz olaylardan birisi kendi çevremizde yaşandığında gerçekten
şaşırıp kalıyoruz.
Bazen çalışanların mutlu haberleriyle seviniriz.Çalışanların
ya çocukları olmuştur ya da çalışanlar sözlenmiştir, nişanlanmıştır,
evlenmiştir. Onların güzel haberlerine ve sevinçlerine ortak oluruz.
İnsanların olduğu yerde hikayeler bitmez. Dolayısıyla İnsan
Kaynakları departmanında çalıştığınız sürece çeşitli olaylarla karşı karşıya
kalabilirsiniz. Bu olaylar ve yaşanmışlıklar sürekli İnsan Kaynaklarına
ulaştığı için İnsan Kaynakları departmanı şirketin ‘’kara kutusu’’ durumundadır
Aslında bu yaşananlar- gerek mülakatlarda yaşananlar gerekse personellerin başına gelenler- bir yapımcının elinde hayat bulsa ortaya çok farklı bir dizi çıkabilir J
Zaman zaman İnsan Kaynakları Uzmanları başından geçen olayları özellikle mülakatlarla alakalı olan olayları birbirlerine aktarırlar. Hatta yaşanmış olaylar göz önüne alınarak yazılmış kitaplar bile mevcut.
Zaman zaman İnsan Kaynakları Uzmanları başından geçen olayları özellikle mülakatlarla alakalı olan olayları birbirlerine aktarırlar. Hatta yaşanmış olaylar göz önüne alınarak yazılmış kitaplar bile mevcut.
İnsan Kaynakları çalışanları olarak heybemizde sürekli
yaşanmış hayat hikayeleriyle gezeriz. Ve bu yaşadıklarımız, duyduklarımız
heybemizin içinde olanlar bizlere daima ders vermektedir, yol göstermektedir.
Heybenizin daima güzel olaylarla,güzel hikâyelerle dolması
dileğiyle
8 Mart 2015 Pazar
Nice Yazılara (2.Yıl)
2 yıl önce bugün tam öğle saatleriydi.Zor günler yaşarken
blog yazmaya karar vermiştim.Bir anlamda bloga sarılmıştım.Aradan tam olarak 2
yıl geçmiş ve hala ayda bir de olsa yazılarımla devam ediyorum
Hr-İk Dünyası’nın açılış kurdelesini 2 yıl önce şu şekilde
açmıştık:
Geçtiğimiz yıl 1 yaşını da şöyle kutlamıştık:
bu yazımızda da 2
yılımızı kutluyoruz
1 yaşına gelene kadar
37 yazı ile geçirmiştik.2 yaşına gelene kadar ise sayı düşmüş olsa da( 14 yazı)
her ay en az 1 yazı ile de olsa blogda yer aldım
Bundan sonra da elimden geldiğince blogumda yazılarımla
yerimi almaya çalışacağım
Önümüzdeki yıl 3.yaşı kutlarken buluşmak dileğiyle doğum günü pastasını (tabi ki Beşiktaş pastası olacak ) kesiyorum
2.yaşı kutlarken de aynı tarihlere denk gelen özel bir günü
de kutlamadan geçmeyelim
25 Şubat 2015 Çarşamba
Sendromsuzsunuz ( Sendromsuz Pazartesi Zirvesi )
Çalışanların en mutlu olduğu gün Cuma günüdür. Çalışanlar cuma
gününün akşamını ve arkasından gelecek 2 tatil gününü sabırsızlıkla
bekler. Hafta sonu için planlar yapılır, geziler düzenlenir.
Cuma iş çıkışı hafta içinde çalışanlar için can simidi gibidir.
Bir şekilde haftanın yorgunluğu atılır. Ama pazar akşamı yaklaşırken yavaş
yavaş kendimizi sendromun pençeleri arasında buluruz.
Hafta sonu tatil yapan her çalışanın mutlaka yaşadığı bir
durumdur Pazartesi sendromu. Bu durum pazar öğleden sonra başlar ve yatana
kadar devam eder. Hafta sonu tatilini yaptıktan sonra yeni haftaya yeni
başlangıçlar daima zor olmuştur.
Bu sendromdan kurtulmak için uzmanlar çeşitli önerilerde
bulunur. Kimi rahatlatıcı çaylardan için der, kimi işe giderken en sevdiğiniz
elbiseyi giyinin, en sevdiğiniz kravatı takın der.Herkes çeşitli önerilerde
bulunur.Her birey bu önerilerden kendisine uygun olanı uygulayarak sendromun
pençelerinden kurtulmaya çalışır.
Pazartesi sendromu herkesi etkilediği gibi beni de
etkilemektedir kimi zaman.Kimi zaman diyorum bu durum Beşiktaş’ın elde ettiği
sonuçlara göre değişiyor haliyle.Twittter’dan takip edenler Beşiktaşlı olduğumu
iyi kötü bilirler.Beşiktaş kazanırsa sendrom falan kalmaz eğer kaybederse
sendrom iki katına çıkar J
Peki nereden geldik bu sendrom konusuna.
#SPZ15 yani Sendromsuz Pazartesi Zirvesinden dolayı sendrom
konusuna geldik.
Zirve tanıtımına geçmeden önce zirveyi düzenleyen kurumu
tanıtmak istiyorum
Bu zirveyi ‘’İş’te Koro’’ ekibi düzenliyor. ‘’İş’te Koro ‘’
2012 yılında kurumsal şirketlerde çalışan personellerin motivasyonlarını
arttırmak amacıyla şirket korolarının oluşmasını ve eğitimlerini üstlenmiş bir
ekip.
Bu ekip konservatuar mezunu sanat yönetmenleri ve müzisyenlerden
oluşmaktadır.
Yani bu işin eğitimini almış ve alanında uzmanlaşmış kişiler
bu ekibin birer parçası durumunda.
Ve birçok büyük şirkete ‘’İş’te Koro ‘’ dedirterek hizmet
vermişler.
İş’te mutluluğun formülünü ‘’İş’te Koro:
Mutluluk+Motivasyon+Ekip Ruhu+ Sinerji ve çok daha fazlası ‘’ diyerek bulmuş
durumdalar
Daha fazla bilgiyi kendi internet sitelerinden alabilirsiniz
:
Facebook: http://www.facebook.com/istekoro
Twitter: @istekoro
İnstagram: http://www.instagram.com/istekoro
Aslında bu organizasyona sadece çalışan motivasyonunu
arttırmak amacıyla yapılan uygulama olarak bakmamak lazım. Bir şekilde ekip olma,
takım çalışması yaratma kısmını da gerçekleştiriyorlar.
Şimdi dönelim zirveye:
Diğer zirvelerden farklı bir zirve ile karşı karşıyayız.Bu
zirvede pazartesi sendromunun etkileri olabildiğince azaltılmaya
çalışılacak.Sendromsuz Pazartesi Zirvesi 6 Nisan 2015 Pazartesi tarihinde
SuadaClub’te (GS adası) gerçekleştirilecek.Zirvenin başlama saati 17.00
Dj performansı (Dj David
Saboy),Canlı orkestra ile canlı karaoke,sevilen şarkıcı Gökhan Tepe ile
şirketler korosunun düeti ve Aşkım Kapışmak ile ''İletişim Komedisi'' Stand Up gösterisi ile yer alacak.
Zirve ile alakalı bütün bilgileri aşağıdaki adresten
öğrenebilirsiniz :
Yazımızı yine ‘’İş’te Koro’’ ekibinin sözüyle bitirelim:
‘’Artık şirketlerde sadece performansı yüksek
çalışanlar yok, birde sahne performansı
gösteren çalışanlar var ‘’
Pazartesilerinizin sendromsuz geçmesi dileğiyle
17 Şubat 2015 Salı
Kıdem Tazminatı Muamması-2
Aradan koca 1 yıl geçti değişen
hiçbir şey yok. Hangi konuda değişen bir şey yok? Tabi ki kıdem tazminatı
konusunda.
Takvim yaprakları 2013 yılı 16
Kasım’ı gösterirken ‘’Kıdem Tazminatı Muamması ‘’başlıklı bir yazı paylaşmıştım.
http://hrikdunyasi.blogspot.com.tr/2013/11/kdem-tazminat-muammas_16.html
En başta da yazdığım gibi aradan 1 yıldan fazla zaman geçmiş ve bizler hala aynı konuları tartışıyoruz. Hala aynı noktada duruyoruz
http://hrikdunyasi.blogspot.com.tr/2013/11/kdem-tazminat-muammas_16.html
En başta da yazdığım gibi aradan 1 yıldan fazla zaman geçmiş ve bizler hala aynı konuları tartışıyoruz. Hala aynı noktada duruyoruz
Neden hala aynı noktadayız? Çünkü
bu konu sadece seçim zamanı yaklaşırken hatırlandığı için hala aynı noktadayız.
Geçen sene bu konular konuşulurken önümüzde yaklaşan bir yerel seçimler
vardı.2014 yılı Mart ayında yapılan yerel seçimler nedeniyle her zaman yapılan
popülist uygulamalar ve popülist konuşmalar gündemde yer alıyordu ve bu konu da
sürekli gündemde tutuluyordu.
Aradan geçen 1 yıldan fazla
zamanda değişen bir şey olmadı ve aynı konuşmalar aynı sözler birden söylenmeye
başlandı.Kıdem Tazminatı konusu birden bire yine gündemde yer almaya başladı.Bu
konuşmalar neden birden bire gündeme geldi diyorsanız cevabı çok basit aslında.
Yine önümüzde bir seçim var.7
Haziran 2015 Pazar günü yine sandık başına gideceğiz ve ülkemizin geleceği için
oldukça önemli olan bir dönem için seçim yapacağız. Hal böyle olunca her seçim
öncesi yapılan konuşmalar ve popülist uygulamalar gündeme gelmeye
başlayacaktır.
Kıdem Tazminatı konusu da o
konuşmalardan birisi tabi ki. Seçim dönemine kadar konuşulacak.Seçimler
yapıldıktan sonra yine tozlu raflarda yerini alacaktır.Ta ki bir sonraki seçime
kadar.
Böylesi önemli bir konuda
milyonlarca çalışanı ilgilendiren kararlar almak kolay değildir. Her kesimi
memnun etmek kolay değildir. Ama bu konuya artık bir nokta konmalıdır. Eğer bu
uygulamalar hayata geçirilecekse kararlı adımlar atılmalı ve icraata
dönüşmelidir. Eğer üzerinde bir ortak noktaya varılamayacak ve uygulanmayacaksa
milyonlarca çalışan boş yere meşgul edilmesin.
Seçimler geçtikten sonra yeniden
kendini tozlu raflarda bulacaksa ve unutulacaksa gündemi boş yere meşgul
etmesin, çalışanlar bekletilmesin.
Eğer sürüncemede
kalacaksa bu konuyla alakalı yazılar ‘’Kıdem Tazminatı 5-6-7 …’’ şeklinde devam
edip gidecek demektir.
27 Ocak 2015 Salı
Böyle muhteşem kuşak görülmedi (!)
Kuşak deyince hemen aklınıza Y kuşağı geldi değil mi? Evet
doğru tahmin. Bu yazımız Y kuşağıyla alakalı olacak.
’’Yine mi Y kuşağı?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Evet, yine Y
kuşağı. Herkes muhteşem Y kuşağıyla
alakalı yazı yazmışken ben de eksik kalamazdım.Ama bu sefer farklı bir bakış
açısıyla Y Kuşağı.
Öyle bir hale geldi ki Y kuşağı ile alakalı konuşmayanı,
yazı yazmayanı dövüyorlarmış.Ben de dayak yememek için yazıyorum zaten J
İnsan Kaynakları ile ilgili hangi konferansa gitseniz hangi
zirveye katılsanız hangi yazıyı okusanız Y Kuşağından bahsediyorlar. Ve bu
durum artık can sıkmaya başladı.
Ne zaman söze Y Kuşağı diye başlansa ‘’of yine mi Y Kuşağı
‘’deniyor. Belki bu konunun çıktığı ilk yıllarda kulağa hoş geliyor, ilgi
çekebiliyordu ancak artık sıkıntı vermeye başladığını düşünüyorum.
Sıkıntı vermenin yanı sıra Y Kuşağının çok fazla da
abartıldığını düşünüyorum. Öyle bir yazılıyor ki sanıyorsunuz süper kahraman
gibiler.Bu özelliklere sahip olmayan Y Kuşağı üyeleri bile ‘’ Y kuşağının
özellikleri böyleyse ben niye böyle davranmayayım ‘’ diyebilir.
Y Kuşağının 1980 yılından sonra doğanlarla başladığı
söylenir çoğu kaynaklarda. Ancak bitiş tarihi konusunda herhangi bir netlik
yoktur.Kimi kaynaklar 1995 der kimisi 2000 kimisi 2001.Biz 2001’i temel alacak
olursak en yaşlı Y kuşağı üyesi 34 en genci ise 14-15 yaşlarındadır.
Aslında Y kuşağı için söylenen çoğu özelliklerin genç
dönemlerini yaşayan herkes için geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani bugün çok
eleştirilen X Kuşağının üyeleri genç dönemlerinde aynı özelliklere sahiptir.
Çünkü bu özellikler X kuşağı Y kuşağı demeden gençlerin sahip olduğu
özellikler.
Y Kuşağının en büyük avantajı teknoloji ile büyümesidir.Teknoloji
geliştikçe Y Kuşakları büyümeye başladılar.Özellikle internetin yaygınlaşması
ve son yıllarda gelişen elektronik aletler sayesinde Y Kuşağı üyeleri teknoloji
ile iç içeler.Ve durum böyle olunca teknoloji ile yatıp teknoloji ile
kalkıyorlar.
Bazen teknolojinin gelişmiş olması avantaj olmayabilir.
Bugün etrafınıza baktığınız zaman herkesin elinde akıllı telefonlar, ipadler,
tabletler vb. elektronik aletler mevcut. Herkesin başı o alete dönük ve herkes
elindeki teknolojik aletle meşgul durumda. Teknolojik ilerlemeler bazen
insanları asosyal insanlar haline dönüştürebiliyor.
Y Kuşağı üyelerinin X Kuşağı ile arasındaki çatışmaya gelirsek:
Aralarında yaş farkı bulunan kişilerin farklı davranışlar
göstermesinden doğal ne olabilir ki?Ebeveynleriniz ile olan ilişkilerinize bir
bakın. En yakınınızda bulunan kişiler ile farklı düşünüp çatışma yaşarken
yöneticilerinizle farklı düşünüp farklı hareket etmeniz kaçınılmazdır.
Bireyin ömründeki 1 yıl bile insanın farklı davranışlarda
bulunmasını sağlarken aralarında epey yaş farkı bulunan kişilerin farklı
düşünmesi ve ona göre davranması bence normal bir durumdur.
Y Kuşağı üyeleri okul hayatındaki düşünce ve davranışlarıyla
iş hayatındaki düşünce ve davranışlarını bir düşünsünler ve arasında fark
olduğunu görecekler. Hatta ve hatta çocuk sahibi olan Y Kuşağı temsilcileri
çocukları olmadan önce ve sonraki hallerini gözlerinin önüne getirsinler.
Kendisinden küçük kardeşi olan Y’ler kardeşleriyle olan
ilişkileri bir baksınlar bence.Hiç mi tartışmıyorlar hiç mi kavga etmiyorlar?
Onlar bile kendinden küçükleriyle çatışma yaşamaktadır.
Her geçen yıl yaş alan ve yaşlanan bireyin tavır ve
davranışları farklılık gösterecektir. Çocukken farklı davranacak, genç
yaşlarında farklı davranacak, işe başlayıp evlenip çoluk çocuk sahibi olunca
farklı davranacaktır. Ast iken farklı davranacaktır üst olduğu zaman farklı
davranacaktır. Bugün ‘’anne-babamız veya X Kuşağı yöneticileri bizi anlamıyor
‘’ diyen Y’ler anne-baba olduklarında veya yönetici olduklarında eleştirdikleri
anne-baba ve yöneticiler gibi davranabilirler.
Bugünün X’leri genç yaşlarında iken günümüzün Y Kuşağı
üyelerinin davranışlarını gösteriyordu.Günümüzün Y’leri de yıllar geçtikçe ve
şirket kademesinde yükseldikçe X Kuşağının davranışlarını göstermeye başlayacak.
Ve bu sefer arkalarından gelen Z Kuşağı, Y Kuşağını eleştirmeye başlayacak
X Kuşağından şikâyetçi olan Y’ler şimdiden hazırlığınızı
yapın zira arkadan gelen nesil bu sefer sizi şikâyet etmeye başlayacak.
Elbette Y Kuşağı üyeleri çok şey katacak çok şey
değiştirecek ancak süper kahraman elbisesini de giydirmemek lazım. Bence Y
Kuşağı bize dayatılan bir kavram. Hayatımıza Y Kuşağı kavramını soktular bir
şekilde şimdi işin içinden çıkamıyoruz.Y Kuşağıyla yatıyoruz Y Kuşağıyla
kalkıyoruz.
Y Kuşağı üyeleri; İyisiniz, hoşsunuz, dinamiksiniz,
ataksınız, heyecanlısınız ama bir süper kahraman değilsiniz. Onun için Y Kuşağı
şöyledir böyledir aslandır kaplandır gibi sözlere aldanmayın. X Kuşağını yabana
atmayın, onların tecrübelerinden faydalanmaya çalışın. Unutmayın siz de
yaşlanacaksınız ve onlar gibi olacaksınız.Gelecekte aynı
serzenişleri Z Kuşağının temsilcileri sizin için söyleyecekler.
Ve bir sözümüzde X Kuşağında bulunan yöneticilerimize olsun: Sizler ne olursa olsun gençlerin ihtiyaçlarını
anlayın, onlara yol gösterin, düşüncelerine önem verin, onlara söz hakkı
tanıyın. Benim koltuğumu kapacak gözüyle bakmayın.
Not: Bu yazının yazarı hangi kuşaktan diyeceksiniz
muhtemelen.Merakınızı gidereyim bende başından da olsa kıyısından köşesinden Y
kuşağına dahilim ancak yazıdan da anlaşılacağı gibi bu kuşağın bu kadar da çok
abartılmasına karşıyım. J
Tabi bunlar benim düşüncelerim başkası da kalkıp başlıkta olduğu gibi Y Kuşağı
için ‘’ öyle muhteşem böyle muhteşem ‘’ gibi sözler söyleyebilir.
X’lerin ellerinden Z’lerin gözlerinden öperim. Y’ler şansına
küssün J
15 Aralık 2014 Pazartesi
Bilic'ten Yöneticilere Dersler
Daha önce ‘’Şirketlere Örnek
Olması Gereken Mahalle Dayanışması’’ başlıklı yazımda Gezi olayları üzerinden
şirketlere ve yöneticilere seslenmiştim (Duyan oldu mu bilmiyorum tabi J)
Bu yazımda da yöneticilere
seslenmek istiyorum.Bu sefer Gezi olaylarından değil herkes tarafından sevilen
özellikle benim gibi Beşiktaşlı
taraftarların çok sevdiği bir kişi üzerinden yöneticilere ulaşmak istiyorum.
Söz konusu kişi Beşiktaş Futbol
Kulübü’nün Teknik Direktörü Slaven Bilic’tir.Türkiye’ye geldiği ilk günden beri
yaptığı hareketlerle,söylediği sözlerle,gerek kendi futbolcuları gerekse rakip
futbolcu ve yöneticilerle olan diyaloglarıyla taraflı tarafsız herkesin
beğenisini ve takdirini toplamıştır.
Şimdi Bilic’in değişik fotoğraflarıyla
yöneticilere seslenmek istiyorum:
1-Yıllar öncesinde Türkiye ile
Hırvatistan EURO 2008’de çeyrek finalde karşılaşır.Maç uzatmaya gider.İkinci
uzatma devresi oynanırken Hırvatistan öne geçer.Maç bitti kaybettik diye
düşünürken mucizevi bir şekilde son saniyelerde attığımız golle maçı
penaltılara götürüp Hırvatistan’ı eleyip yarı finale çıkmıştık.İşte o maçta
Hırvatların başında Bilic vardır.Ve Fatih Terim’e maç sırasında şu işareti
yapar:
Maç biter kazanan yoluna devam
eder kaybeden evine döner .Ve evine dönen Bilic maç içerisinde tartıştığı Fatih
Terim’e böyle sarılır
Yıllar sonra Fatih Terim YİNE
Milli Takım’ın başındadır.Bilic ile yolları yine kesişir.Bu sefer rakip olarak
değil dostane amaçlı bir buluşma ile.Bilic,Milli Takım’ın kamp yaptığı oteli
ziyaret ederek Fatih Terim ile görüşür ve ona başarılar diler
Buradan çıkacak sonuç:
İş hayatında illaki rakipleriniz olacaktır.Ancak rakiplerinizle ve rakip
şirketteki yöneticilere aranız daima iyi olmalı.Gün gelir sizde o şirkete
geçebilir aynı yerde çalışabilirsiniz.Gün gelir iş arkadaşı olabilirsiniz.
2-Bilic’ten devam
ediyoruz.Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi oynanıyor.Gökhan Gönül taç atışını
kullanmaya gelir ve Bilic ona esprili bir şekilde yaklaşır.
İnsanlara iyi davranmak için
aynı şirkette olmanıza gerek yok.Diğer çalışanlara da saygı duymamız
gerekir.Bakarsınız gün gelir o kişi de sizin çalışma arkadaşınız ya da
personeliniz olabilir (Şimdilik Gökhan
Gönül Fener’de,Bilic Beşiktaş’ta.Aynı yerde buluşmaları zor gözüküyor J)
3-Bilic genç futbolculara ayrı
bir önem verir.Bütün futbolcularla arası iyi olduğu gibi genç oyuncularla da
arası iyidir.Hazırlık maçından sonra Bilic genç oyuncu Muhammed’e sarılır ve
ona destek verir.(Gerçi Muhammed şu an kiralık olarak oynuyor ama neyse J)
Buradan çıkacak sonuç:
İş hayatına yeni başlamış genç çalışanlara daima yardımcı olun.Onlara
yol gösterin.Bilgilerinizi paylaşın.Önlerini açın.Unutmayın sizler de bir
zamanlar o yollardan geçmiştiniz.
4-Bilic bütün futbolculara eşit
mesafede davrandığı için oynayan-oynamayan bütün futbolcular ona saygı
gösterir,sevincini onunla paylaşır.Uzun zaman yedek kalan ve son Avrupa Ligi
maçında gol atan Cenk Tosun sevincini Bilic ile paylaşır.
Buradan çıkacak sonuç:
Bütün çalışanlarınıza ve iş arkadaşlarınıza eşit davranın.Sevmediğiniz
kişiler olabilir illaki ama bu onunla aranızın kötü olmasına sebep değildir.Gün
gelir sevmediğiniz o iş arkadaşınız sizi kurtarabilir.Ona işiniz düşebilir.
5-Bilic ile devam
ediyoruz.Beşiktaşlı futbolculardan Demba ba ve Gökhan Töre başarılı bir
performans gösterirler .Bilic onları dinlendirmek için oyundan alır.Ve yedek kulübesine
geldiklerinde alınlarından öper her ikisini de.
Buradan çıkacak sonuç:
Çalışanlarınızı her başarılarında takdir edin.Takdir ederken onların
gönüllerini alın.Onları ödüllendirin.Başarılarının devam etmesini sağlayın.Böyle
davrandığınızı sürece çalışanlarınızın performansı yüksek olacaktır.
6-Bilic,iyi günde olduğu gibi
futbolcuların kötü günlerinde de yanlarında.Yakın zamanda Tolga Zengin
annesini,Uğur Boral ise babasını kaybeder.Ve Bilic yine onların yanında yerini
alır.Üzüntülerini paylaşır,destek olmaya çalışır

Buradan çıkacak sonuç:
İş arkadaşlarınızın ve çalışanlarınızın zor günleri olabilir.Bu illaki
bir yakınını kaybetmesi değildir.İşinde zor zamanlar olabilir,aile yaşantısında
zor zamanlar olabilir,finansal açıdan zor zamanlar geçiriyor olabilir.Sizler
özellikle yöneticiler desteğinizi çalışanlarınızdan esirgemeyin.Zor zamanlarında
acısını,derdini,üzüntüsünü paylaşmayı unutmayın.İyi günlerinde herkes
yanındadır asıl önemli olan insanların kötü günlerinde destek vermektir.
7-Bazı teknik direktörler vardır
futbolcularıyla arasına dağlar kadar mesafe koyar.Daha önce de belirttiğim gibi
Bilic’in futbolcularıyla arası iyidir.Futbolcularıyla arkadaş gibidir.Bunu
Vodafone Arena için çekilen reklamlarda
ve aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz
Buradan çıkacak sonuç:
Çalışanlarınızla arkadaş gibi olun.Aranızda illaki bir mesafe olur
ast-üst ilişkisinden dolayı.Ancak bu mesafeyi çok koymayın.Gerektiğinde onlarla
şakalaşın.
8-Ve bunların sonucunda
futbolcular da hocalarını unutmaz.Bilic’in çocuğu olduğunda kutlama amaçlı bir
parti düzenlenir
Buradan çıkacak sonuç:
Çalışanlarla aranız iyi olduğu zaman onlarda bu sevginizi karşılıksız
bırakmayacaktır.Sizin iyi gününüzde kötü gününüzde daima yanınızda olacaklardır.Unutmayın
ki sizler aynı gemidesiniz.Geminin kaptanı yöneticilerdir ancak gemi sadece
kaptanla yola devam edemez.
Bilic’in yer aldığı bir video ile
yazımızı sonlandıralım
Yaz aylarında ALS hastalığına
dikkat çekmek için bazı organizasyonlar gerçekleştirildi.Bunlardan birisi de
buz dolu kovayı baştan aşağı dökülmesiydi.Ve işte Slaven Bilic’in farkındalık
yaratma videosu
Şimdi içinizden ‘’Nasıl bir
Bilicmiş ‘’dediğinizi duyar gibiyim.Bu yazımda amacım Bilic’i övmek değil
tabiî ki.Bilic’in davranışlarından yola çıkarak iş dünyasına dair mesajlar
vermektir.Yoksa bir çok teknik direktör aynı şekilde davranıyordur.
Ama yine de seviyoruz seni Slaven
Bilic.İyi ki Beşiktaş’ın başındasın.
24 Kasım 2014 Pazartesi
Sanki Herkes İşe Alım Uzmanı !
Mülakat: İşe
alınacak kişiler arasından seçim yapabilmek amacıyla kendileriyle karşılıklı
konuşma,görüşme
TDK işte böyle tanımlıyor mülakatı
İnsan Kaynakları Uzmanları veya İşe Alım Uzmanları mülakatı
gerçekleştirirken adayları tanımak için çeşitli sorular sorar ve aldıkları
cevaplara göre işe alım kararı verirler. Klasik sorular olduğu gibi pozisyonun
gerektirdiği özel sorular da sorulabilir
Mülakatlarda çeşitli sorularla karşı karşıya kaldığımız gibi
hayat boyunca da çeşitli sorularla karşı karşıya kalıyoruz. Doğumdan ölünceye
kadar hayatımızda hep sorular var. Hatta işi soru sormak olan İşe Alımcılar bile
bu sorulara maruz kalabiliyor. Hayatımızın her aşamasında
İşe Alım Uzmanlarını aratmayacak nitelikte insanlarla karşılaşıyoruz
Bu sorular yaş gruplarına göre değişiklik gösterir:
3-4 yaşlarında iken ‘’En çok anneni mi seviyorsun babanı mı
?’’ sorusu sorulur.Tabi çocuk kalbi
ikisini birbirinden ayırmaz ‘’her ikisini de’’der
İlkokul çağlarında ileride hangi mesleği seçeceğimiz sorulur.
Erkekler futbolcu olur kızlar şarkıcı olur
Karne zamanı geldiğinde ise karne üzerindeki notlar sorulur
illaki.Takdir belgesi teşekkür belgesi alınmış mı alınmamış mı merak edilir.
Lise çağlarında üniversite sınavlarına hazırlanırken hangi
bölümü ve hangi üniversiteyi seçeceğimiz sorulurdu ve arkadan gelen nesle
sorulmaya devam edilecektir.Tabi bu sefer futbolcu veya şarkıcı değil de
gerçekten okumak ve çalışmak istediğimiz meslekleri söyleriz
Sınav sonrasında ve puanlar açıklanınca çalan her telefonda
yine aynı sorular sorulur: Kaç puan aldı ?
Tercih sonuçları açıklandığında ise gelen soru farklıdır :
Nereyi kazandı ?
Üniversite sırasında herkes tarafından bilinen bir bölümü
kazanmış isek fazla sorun yok.Ama çok fazla bilinmeyen bir bölümü kazanmış
iseniz her seferinde bölümünüz ve mezun olunca ne iş yapacağınız sorulur.
Üniversiteyi kazandınız,okudunuz,bitirdiniz ve mezun oldunuz
bu sefer iş ve askerlik ile alakalı sorular sorulmaya başlar:
Ne zaman askere gideceksin ?
Askerliği yaptınız,işinizi buldunuz bu sefer merak edilen
konu evlilik konusudur.Her gören ‘’Ne zaman evleneceksin ?’’ diye sormaya
başlarlar
(Şu sıralar bu aşamada olan birisi olarak sürekli sorulunca
insanın hoşuna gitmiyor J)
Evlenmeye karar verdiniz kız istemeye gittiniz.Müstakbel
kayın peder ahiret sorularıyla sıkıştıracaktır:
Oğlumuz ne iş yapıyor,İçkisi kumarı var mı,Aylık kazancı
nedir vb.
Evlilik aşamasını geçip bir yuva kurduğunuz zaman bu sefer
çocuk soruları gelmeye başlar:
Ne zaman çocuk yapacaksınız ?
Özellikle anne-babalar ve üstüne vazife olmayan komşu
teyzeler sıkıştırıp duracaktır
Bir süre sonra çocuğunuz oldu ama kurtulduk zannetmeyin
Anne-babalar ve üstüne vazife olmayan komşu teyzeler belli
bir süre sonra yeniden harekete geçecek ve ikinci çocuğu istemeye
başlayacaklar.
‘’Bu çocuğa bir kardeş lazım ikinci çocuğu düşünmüyor
musunuz ?’’ diyerek yeni bir soruyla karşınıza çıkarlar.
Hayatın belli aşamalarında sorulan sorular çeşitlilik
gösterse de sorular daima sorulmaya devam edecektir.
Yani sanmayın ki sadece İşe Alımcılar soru soruyor.Hayatın
her aşamasında İşe Alımcıları aratmayacak anne-babalar ve üstüne vazife olmayan
komşu teyzeler soru sormaya devam edecektir.Yalnız bu dönemlerde önemli olan
iki kişinin sorularına doğru cevap vermek.
Birincisi işe girebilmek için İşe Alım Uzmanlarının
sorularını doğru cevaplamak.
İkincisi ise sevdiğiniz kızı alabilmek için müstakbel
kayın pederin sorularını doğru cevaplamak.
Eğer ki her ikisinde de soruları doğru cevaplayıp hem işi
hem de sevdiğiniz kızı alabildiyseniz hayatın karşınıza getirdiği soruları doğru
cevaplamış 100 üzerinden 100 puan almış öğrenci gibi olursunuz
Soruların daima çalıştığınız yerden çıkması dileğiyle.
12 Ekim 2014 Pazar
Blog Yazarları Çıktı Meydane Hepsi Birbirinden Merdane
Heyecanlı
günler yine İK Blog yazarlarını bekliyor.Geçtiğimiz yıl PERYÖN’ün ilk kez düzenlemiş olduğu İK Blog
Yarışmasından sonra bu yıl ikincisi düzenleniyor.
Geçtiğimiz
yıl düzenlenen yarışmayı ‘’Çağın İnsan Kaynakları ‘’bloguyla Aydan Çağ
kazanmıştı.Bu sene ikincisi düzenlenen yarışmaya ise 26 İK Blog yazarı ve İk
Blogu yarışma katılmıştır.Hepsi birbirinden değerli Blog Yazarları ve hepsi
birbirinden kaliteli İK Blogları yarışmada yer almaktadır.
Bu
bloglardan bir çoğunu biliyordum ancak aralarında yeni duyduklarım da
bulunmakta.Çok çekişmeli bir yarışma olacağına inanıyorum.Çünkü adaylar çoktan
kendi blogları adına oy toplama çalışmalarına başladılar bile.Ve birbirlerine
rakip olan Blog Yazarları oldukça dostane bir mücadele içerisindeler.
Bu
yarışmaya katılan ve aday olan Yazarlar ve Blogları:
1-Ahmet
KİK - http://kisiselinsankaynaklari.blogspot.com.tr/
2-Ali
Cevat ÜNSAL - http://ikamatoru.com/
3-Canel
GÜRGEN - http://www.canelinakildefteri.com/
4-Ceren
BANDIRMA -http://cerenbandirma.wordpress.com/
5-Çiğdem
ÖZDEMİR EVREN - http://cigdemozdemirevren.net/
6-Duhan
GEVREN - http://duhangevren.blogspot.com/
7-Elif
KAĞNICI - http://www.elifkagnici.com/
8-Gökhan
YILMAZ - http://gkhanyilmaz.wordpress.com/
9-İbrahim
BABADAĞI - http://www.banaisbul.com/
10-Mehmet
POZAM - http://ikiletisim.wordpress.com/
11-Merve
KARAALİOĞLU -http://hroad.wordpress.com/
12-Metin
AKKAYA - http://www.isveyonetim.com/
13-Mustafa
BOZKURT - http://egitimvegelisim.blogspot.com.tr/
14-Müge
ARSLAN - http://insankaynaklarigunlugu.com/
15-Nedim
İLERİ - http://www.nedimileri.com/
16-Nilüfer
KOÇYİĞİT - http://niluferkocyigit.com/
17-Özgün
AKÇURA - http://www.ozgunakcura.com/
18-Saygı
GÜNENÇ - http://www.saygigunenc.com/
19-Seda
BİÇER - http://sedabicer.wordpress.com/
20-Seda
KÜÇÜK - http://sedolinka.com/
21-Seyhan
KOÇAK - http://seyhankocak.com/
22-Sibel
KARAMARAŞ - http://calisanhalleri.blogspot.com.tr/
23-Tuğsel
AKYOL - http://www.kirmizimerdiven.com.tr/blog
24-Türker
OKAY - http://turkerokay.com/
25-Volkan
AŞKUN - http://www.volkanaskun.com/
26-Zuhal
ASLAN ÇİFTÇİ - http://www.ikulis.net/
Oldukça
çekişmeli geçeceğe benzeyen bu yarışmada oylarınızı aşağıdaki adreslerden kullanabilirsiniz.
Oylama 10.10.2014-26.10.2014 tarihleri arasında
gerçekleştirilecek olup en çok oy alan 10 blog Peryön İK Blog Yarışması 2014
Jürisi önüne çıkacaktır.Jüri değerlendirmesi sonunda ise ilk 3 sıraya giren
adaylar 5 Kasım 2014 tarihinde PERYÖN İnsan Yönetimi Kongresinin 2. Gününde açıklanacaktır
Her yarışmada olduğu gibi bence bu yarışmada da birkaç favori bulunmakta.Hr-İk Dünyası yazarı olarak
bende oyumu kullanacağım ancak bütün yarışmacılara,bütün blog yazarlarına
başarılar diliyorum
7 Eylül 2014 Pazar
Gerekli Önlemler Alınırsa İş Kazalarının Fıtratında Ölüm Olmaz
Gün geçmiyor ki herhangi bir inşaatta veya herhangi bir iş
yerinde meydana gelen iş kazası haberlerini duymayalım
Maalesef ki son yıllarda iş kazası haberlerini çok duyar
olduk.Ölüm sayıları az olduğu zaman satır aralarında veriliyor.Ne zamanki
ölenlerin sayısı çift haneli sayılar olursa o zaman gündemde yer bulabiliyor.Belli
bir süre sonra ise bir sonraki çok ölümlü iş kazasına kadar gündemden düşüyor.
Son aylar içerisinde yaşanan ve çok sayıda ölüm sayısının olduğu 2 kaza haberine şahitlik ettik
maalesef.Birincisi Mayıs ayında Soma’da
meydana gelen ve ölü sayısının çift haneli sayıları geçip üç haneye dayandığı vahim kazadır.Resmi kayıtlara göre 301 işçimiz
göz göre göre ölüme terk edilmiş ve hayatını kaybetmiştir.Ancak kaza yerinde
dışarıya çıkarıl-(a)-mayan cenazelerin olduğu da acı bir gerçek.O kara günlerde
hepimiz tek yürek olduk madencilerimiz
için sağ salim kurtulmaları için dualar etmiştik ancak 301 vatandaşımızı
kaybetmiştik.
Bir diğer iş kazası haberiyse 6 Eylül akşamı İstanbul’un
göbeğine Şişli’de yapılan rezidans
inşaatında yaşanan kazadır.Bu kaza da gerçekten çok acı bir kaza.İşçileri
taşıyan yük asansörü zemine çakılmış ve maalesef 10 işçi bu kazada hayatını kaybetmiştir.
Her 2 kazada çok sayıda vatandaşımızı kaybettik ancak iş
kazaları çok daha fazla sayıda can aldı ve almaya devam ediyor.Ve bunların çoğu gündeme
dahi gelmiyor.Çünkü gündeme gelebilmesi için çok sayıda işçimizin hayatını
kaybetmesi gerekecek.Gündeme geldiğinde dahi bundan sonrası için herhangi bir
önlem alınmıyor (Bknz: madenlerde yaşam odaları zorunluluğu teklifinin
reddedilmesi gibi )
Bu kazaların gerçekleşmesinin sebeplerine gelirsek:
1-Kaçak iş yerlerinin
olması : Özellikle maden sektöründe gerçekleşen kazalar genellikle kaçak iş
yerlerinde gerçekleşmektedir.Herhangi bir resmi kayıt olmadan açılan iş yerlerinde
kaçak olduğu için denetimler yapılmıyor ve yine kaçak olduğu için gerekli
önlemler alınmıyor.İşçiler sigortasız şekilde çalıştırılıyor.
2-Denetimlerin
gerekli şekilde yapılmaması: İş yerlerinin denetiminde gerekli özenin gösterilmemesi
ve göstermelik bir şekilde baştan savma denetimlerin yapılması.
3-İş yerlerinin iş
güvenliği konusunda özen göstermemesi: Son yıllarda iş güvenliği konusunda
daha sıkı kanunlar olsa da bazı iş yerleri yeterli önlemi almıyor,işçilerin
sağlığı için gerekli özeni göstermiyor.
4-İşçilerin iş
güvenliği konusunda özen göstermemesi:
Gerçekleşen iş kazalarında bütün suç tabi ki iş yerlerinde değildir.İş güvenliği
konusunda işçiler de kendi sağlıkları için gerekli özeni göstermeyip iş
güvenliği kurallarına uymayabiliyor.
Gündelik hayatta bile yolda yürürken başımıza çeşitli kazalar
gelirken iş yerlerinde çeşitli iş kazalarının olması kaçınılmaz.Ancak bu iş
kazaları için ‘’bu işin fıtratında var’’ diyerek de kazaları normal
göremeyiz,küçümseyemeyiz.Kazaların olması kaçınılmazdır ancak kazalardan en az
hasarla kurtulmanın yollarını aramamız,çeşitli önlemler alarak gerekli
denetimleri yaparak iş kazalarını en aza indirmeye çalışmamız lazım
Gönül ister ki iş kazaları hiç olmasın hiçbir vatandaşımız
hayatını kaybetmesin ancak iş kazaları kaçınılmazdır.Gerekli önlemler alınırsa
can kaybı olmadan atlatılır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























